Analiz,  Birsen Polat'ın Yazıları,  Genel

TÜRKİYE’DE 1945-1990 YILLARI ARASINDA MERKEZ SAĞ KAVRAMININ DEĞİŞİM VE DÖNÜŞÜMÜ: DYP ÖRNEĞİ

ÖZET

Türk siyasal hayatında merkez sağ vurgusu Demokrat Parti ile başlamaktadır. Demokrat Parti’nin devamı niteliğinde olan Adalet Partisi, Anavatan Partisi ve Doğru Yol Partisi ise merkez sağ görüşün sahiplenicileri olarak 2002’ye kadar sürecek olan siyasal düzene bu görüş çerçevesinde yol vermişlerdir. 1980’lerde Anavatan Partisi ve Doğru Yol Partisinin merkez sağ paradigmalarında ayrılıkların görülmesi, küreselleşme ile gelen neoliberal akımlar ve siyasal aktörlerin tutumları temelli oluşmuştur. Bu bağlamda Türk siyasal hayatında merkez sağ gelişimi ve bu görüşü temsil eden partiler incelenerek gelişen düzene merkez sağın nasıl entegre edildiği öne çıkarılmıştır. Yaşanan devinimin, 1980’ler dönemine denk gelmesi esas alınarak Doğru Yol Partisi üzerinden bu gelişim açıklanmaya çalışılmıştır.

Anahtar kelimeler: Merkez Sağ, Doğru Yol Partisi.

GİRİŞ
Türkiye tarihinde çok partili hayata girişle birlikte ortaya çıkan ve hala etkisini hissettiren merkez sağ görüşü Türk siyasal hayatında önemli bir yere sahiptir. Bu çok partili hayata geçiş devinimi o dönemde hakim paradigmanın merkez sağ görüşü ile şekillenmeye başlamasına yol açmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş aşamasındaki iki ana akımdan biri olan merkez sağın kökleri 1946’da Demokrat Parti (DP)’nin kuruluşundan çok öncelere dayanmaktadır. Sırasıyla Osmanlı Ahrar Fırkası, Hürriyet ve İtilaf Fırkası, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ve Serbest Fırka’nın temsil ettiği akımın devamı niteliğindeki DP, Dörtlü Takrir olarak geçen bildiri ile tarih sahnesine çıkmıştır. Kurulduğu günden bu yana diğer ana akım olan İttihat ve Terakki geleneğine muhalefetin sesi olan DP geleneği, her zaman halktan önemli bir karşılık bulmuştur. ( Başkan, 2011:153 )

YENİ SAĞ KAVRAMINA GENEL BİR BAKIŞ

Belirli liberal ve muhafazakar söylemlerin birleşimi olarak görülen yeni sağ, “yeni liberalizm” ya da ‘yeni muhafazakarlık’ olarak da adlandırılabilen, siyasi ve düşünsel akımdır. Temelini 19. yüzyıl liberalizminden alan bu yaklaşım, ekonomik bağlamını yeni liberalizmin, siyasi bağlamını ise muhafazakarlığın oluşturduğu, 1980 sonrasının hegemonik, politik ve ideolojik çerçevesine işaret etmektedir. ( Dursun, 2001: 87,88 )
Sağ kavramının içerisinde kişisel girişim esastır. Her türlü devlet müdahalesine karşı çıkar, iktisadi anlamda en fazla özgürlüğün bireyin kendisine tanınması gerektiğini savunur. Zamanla “sağ” görüsün içerisine, milliyetçilik, muhafazakarlık ve bunların uç noktaları olan, faşizm, ırkçılık, aşırı dincilik gibi kavramlar girmiş ve “sağ” teriminin içeriği genişlemiştir. Sonuç olarak her iki kavram da zamanla barındırdıkları çeşitli görüşlerin aşırılıklarına başlık olmak durumunda kalmışlardır. ( Arvas, 2006:15 ) Türkiye’de bu durum statükocu muhafazakar sınıfın siyasi söylemlerine şeklini vermesine neden olmuştur. Bu akımın hayatımıza girmesi de partili siyasetin ana argümanlarını oluşturmuş ve bu doğrultuda ilerlemek isteyen partilerin ana temalarını ortaya koymuştur. Neoliberal düşünce ile paralel gelişen yeni sağ, bu şekilde parti siyaseti haline gelince; siyasi, ekonomik ve sosyal her alanda revizyonu da beraberinde getirmiştir.

TÜRKİYE’DE MERKEZ SAĞ ANLAYIŞI VE DOĞRU YOL PARTİSİNE GİDEN SÜREÇ

Türk siyasal hayatında yönetim ve siyaset anlayışına yön veren, sistemin evrildiği keskin kırılma noktaları vardır. Bu kırılma noktalarının birincisi Cumhuriyet Halk Partisi’nin kurulması, ikincisi ise çok partili hayata geçiş sayılan Demokrat Parti’nin iktidara gelişidir. Demokrat Parti’nin diğer önemli özelliği ise merkez sağın miladı sayılmasıdır.
Bu bağlamda toplumsal taleplerin devlet idaresini etkileyebilecek bir kanal bulmasını sağlayan merkez sağ geleneği, CHP tipi halkı tepeden dönüştürmeci bir pozisyondan ziyâde yönetilenlerle yönetenlerin arasındaki mesafeyi azaltıcı bir misyon edinmiş, radikal bir dönüşüm yerine halkın onayı ile ilerleyen bir modernleşme modelini esas almıştır. ( Başkan, 2011:156 ) Bu dönemde sivil toplumun bu ideolojiye destek vermesi ise DP’nin halkçı söylemleri sayesinde olmuştur. Mayıs 1950’de iktidara gelen DP’nin 27 Mayıs 1960 darbesi ile tarih sahnesinden silinmesinde sonra ise merkez sağ görüşünün temsilci arayışı, 1961’de Adalet Partisi’nin kurulması ile sona ermiştir. Artık merkez sağ görüşüne hizmet eden ve bu görüş doğrultusunda bir bakıma Demokrat Parti’yi yaşatan yeni bir parti vardır. AP, iki darbe arasında ( 1960-1980 ) yaşanan siyasi kriz döneminde dahi koalisyonlarla ayakta kalmaya çalışan parti olarak Türk siyasal hayatında yer edinmiştir.1980’lere doğru küreselleşmenin dünya genelinde yavaş yavaş yerleşmesi ve Türkiye’nin bu sürece geç adaptasyonu, ekonomi başta olmak üzere birçok alanda hissedilir buhrana sebep olmuştur. Bunun sonucudur ki 12 Eylül 1980 askeri darbesi bu olayların patlak verdiği nokta olarak tarihe geçmiştir. Bu askeri darbe neticesinde demokratik yaşam sekteye uğratılarak bütün partiler kapatılmıştır.
İç karışıklığın yaşandığı 1980’lerde 24 Ocak İstikrar Programı ile bu dönemde azınlık hükümeti kuran Süleyman Demirel’in Başbakanlık Müsteşarı Turgut Özal tarafından hazırlanmış ve 24 Ocak 1980’de yürürlüğe konmuştur. Ekonomik istikrarın sağlanmasına yönelik tedbirleri içeren 24 Ocak kararlarıyla liberal bir ekonomik yapı devreye sokularak, uluslararası sermayenin istekleri doğrultusunda adım atılmış ve bu kararlar, 12 Eylül askeri döneminde de uygulama alanı bularak gelişmiştir. ( Köksal, 2006:64 ) Böylelikle merkez sağın savunduğu “minimal devlet” algısı bu dönemlerde kendisine uygulama alanı bulmuştur.
27 Mayıs 1983’te o dönemlerin merkez sağda kurulan en önemli partilerinden biri ANAP’tır. Merkez sağda ANAP’tan sonra kurulan diğer bir parti, Büyük Türkiye Partisi (BTP)’dir. Emekli General Ali Fethi Esener’in başkanlığında 1983’te kurulan parti, 31 Mayıs 1983 günü MGK’nın 79 Sayılı kararıyla kapatılmıştır. ( Çavuşoğlu, 2009:172 ) Tüzel kişiliği sadece on gün süren BTP’nin politik varığının devam ettiği DYP’nin İçişleri Bakanlığı’na verdiği ( 23 Haziran 1983) kuruluş beyannamesiyle de ortaya çıkmıştır. ( Sarıbay, 2001:73)
Birbirinin devamı niteliğinde olan bu partilerin en büyük ortak yanı ise merkez sağın Türkiye’deki temsilcisi ve savunucusu olmasıdır. Turgut Özal liderliğindeki ANAP ile aynı yılda kurulan ve bu ideolojinin toplumsal desteği ile siyasi hayatta var olan Doğru Yol Partisi ise bu çalışmanın ana konusudur.

DOĞRU YOL PARTİSİ

Merkez sağ çizgisinin devamı olarak, 12 Eylül Askeri Müdahalesi’nden sonra 23 Haziran 1983’te kurulan Doğru Yol Partisi, millet iradesinin üstünlüğüne inanan, milliyetçi, muhafazakar, demokrat, laik, liberal ve serbest piyasa ekonomisi taraftarı olmuştur. 1982 Anayasası’yla siyasetçilere getirilen siyasi yasakların, 6 Eylül 1987 tarihli halk oylamasıyla kalkmasından sonra, DYP Genel Başkanlığına Süleyman Demirel seçilmiştir. 29 Kasım 1987 seçimlerinde, ANAP oyların %36.3’ünü, 450 milletvekilinden 292’sini alarak, tek başına iktidara gelmiştir. SHP ise oyların %24.8’ini alarak 99 milletvekiliyle 2. parti olmuştur. DYP oyların %19.1’ini almış ve 59 milletvekiliyle 3. parti olmuştur (Akşin, 2000: 57-73). 1991 tarihindeki seçimlerde ise DYP, %27.03’lük oy oranıyla birinci parti olmaya hak kazanmıştır. 20 Ekim 1991 seçimleri sonrasında kurulan DYP-SHP ve DYP-CHP koalisyon hükümetleri, özellikle demokrasi, ekonomi alanında beklenen adımları atamamış,. Turgut Özal’ın vefatından sonra Süleyman Demirel, Türkiye’nin 9. Cumhurbaşkanı olmuştur.. 13 Haziran 1993 günü yapılan DYP II. Büyük Olağanüstü Kongresi’nde, ilk tur oylama sonucunda, Tansu Çiller 574, İsmet Sezgin 320, Köksal Toptan ise 212 oy aldı. Çiller’in ilk turda aldığı oydan sonra Sezgin ve Toptan, bir süre baş başa görüştükten sonra çekilme kararı almıştır. İkinci turda ise 933 oy alan Tansu Çiller, başbakan olmuştur (Milliyet, 14 Haziran 1993)
23 Haziran 1983’te DP-AP çizgisinin devamı olarak DYP kuruldu. 6 Eylül 1987’de siyasi yasakların kalkmasından sonra Süleyman Demirel DYP’nin genel başkanlığına seçildi. Böylece, Türkiye’de ilk kez siyaset sahnesinde iki büyük merkez sağ parti yer almaktaydı. 1983 seçimlerine giremeyen DYP, merkez sağın lideri olabilmek için iktidar partisi olan ANAP ile mücadele etmiştir. Bundan dolayı merkez sağda oylar bölünmüştür. ( Çavuşoğlu, 2009:272 )
1983 tarihli DYP tüzüğü 13 kısımdan oluşmaktadır. Birinci kısımda (genel Esaslar) partinin kuruluşu, amacı ve anlayışına değinilmiştir. Partini temel kuruluşlarına dördüncü kısımda yer verilmiştir. Partini temel teşkilatı şöyledir: ( Doğru Yol Partisi Tüzük ve Programı, 1983:3-16)

1) İLÇE TEŞKİLATI
a) İlçe Kongresi
b) İlçe Başkanı
c) İlçe Yönetim Kurulu

2) İL TEŞKİLATI
a) İl Kongresi
b) İl Başkanı
c) İl Yönetim Kurulu
d) İl Disiplin Kurulu

3) MERKEZ TEŞKİLATI
a) Büyük Kongre
b) Genel Başkan
c) Merkez Karar ve Yönetim Kurulu
d) Merkez Disiplin Kurulu
e) Küçük Kongre

1983 tarihli DYP programı 5 bölüm, 51 maddeden oluşmaktadır. DYP programının başlangıç bölümü olan Temel Görüşler” bölümünde, DYP’nin kuruluş amaçlarına, hukukun üstünlüğü ve egemenlik kavramlarıyla ilgili partinin görüşlerinin yanı sıra milliyetçilik, laiklik kavramlarıyla ilgili değerlendirmelere de yer verilmiştir. DYP’nin kuruluş amaçları arasında, milli iradeyi üstün kılmak, milli birlik ve beraberliği sağlamak, milli ve manevi değerlerin savunucusu olmak, kalkınmayı, sosyal adaleti gerçekleştirmek, refahı tabana yaymak, halka hizmet etmek yer almaktadır. Programın onuncu maddesinde, Türk milliyetçiliğinin milli birlik ve beraberliğimizi sağlamak, milli ve manevi değerlere saygı göstermek ve yeni nesilleri bu doğrultuda yetiştirmek olarak anlaşıldığı ifade edilmektedir. 11. madde ise Türkiye Cumhuriyeti’nin laik bir devlet olduğu belirtildikten sonra, laikliğin her insanın bağlı olduğu dinin gereklerini yerine getirmede serbest olduğu şeklinde anlaşıldığına vurgu yapılmıştır. ( Doğru Yol Partisi Tüzük ve Programı, 1983:75-80 )

DYP’nin Birinci Büyük Kongresi, Demirel’in AP Genel Başkanlığı’na seçildiği 1964 yılındaki kongresine benzetilmekteydi. Demirel 1964 yılındaki kongrede Saadettin Bilgiç’e karşı seçilmişti. Mehmet Yazar da Cindoruk’a karşı seçilebilirdi. Fakat 1964’ün siyasi şartları 1985’ten farklıydı. Çünkü 1964’teki kongre, bir genel başkanlık mücadelesiydi. DYP kongresinde ise sadece genel başkan aranmamakta, DYP kendi siyasi inancı ve demokrasi anlayışı doğrultusunda mücadele vermekteydi. ( Yaşar, 1985:6 ) 6 Eylül 1987 tarihli halk oylaması ile DYP Genel Başkanlığına Süleyman Demirel seçildi. DYP III. Büyük Kongresi’yle başlayan değişim hareketi çerçevesinde, parti yönetiminde genç ve yeni isimlere görev verildi. Bu değişim hareketiyle 1991 seçimlerine giren DYP, %27.03’lük oy oranıyla birinci parti oldu. 20 Ekim 1991 seçimleri sonrasında kurulan DYP-SHP ve DYP-CHP koalisyon hükümetleri, özellikle demokrasi, ekonomi alanında beklenen adımları atamadılar. Turgut Özal’ın vefatı, ardından da Süleyman Demirel Cumhurbaşkanlığı merkez sağ siyasetin kırılma noktasıdır. 24 Aralık 1995 seçimleri sonrasında DYP, ANAYOL ve REFAHYOL koalisyon hükümetlerinde yer almıştır. Demirel’in Cumhurbaşkanlığı sonrasında DYP ve ANAP liderlerinin birbirlerinin siyasetten silmek için izledikleri siyaset anlayışı, merkez sağda önemli bir gerilemeye neden olmuştur. ( Çavuşoğlu,2009:4 )

DYP-ANAP KARŞILAŞTIRMASI

Aynı döneme ve aynı görüşe hizmet eden DYP ve ANAP arasında keskin çizgilerin varlığı, ANAP lideri Turgut Özal ile DYP lideri Süleyman Demirel’i farklı partiler kurmaya itmiştir. Bu keskin çizgilerin altında yatan sebep de farklı düşüncelere sahip iki liderin aynı çatı altında birleşmemek istemesidir. Görüş ayrılıklarına ve farklılıklara değinmek, bu konunun açıklığa kavuşturulması açısından sorularımıza ışık tutacaktır.
İki parti arasındaki en önemli farklılık, ANAP’ta muhafazakarlığın ayrı bir hizip olarak var olmasıdır. DYP-ANAP arasındaki diğer önemli bir fark ise dayandıkları tabanlardır. DYP ve ANAP’ın Meclis’e girdikleri seçim sonuçları incelendiğinde, DYP’nin kırsal kesimde, ANAP’ın ise şehirlerde daha güçlü olduğu görülmektedir. DYP oyları, tarım sektörünün gelişmiş olduğu illerde yüksek iken; ANAP oyları ise sanayi, ticaret ve hizmet sektörünün geliştiği illerde daha fazladır. ( Çavuşoğlu, 2010:29) DYP, öncülü AP gibi ithalata dayanan, daha çok küçük işletmeleri destekleyen bir ekonomi politikasını izlerken, ANAP ise büyük işletmelere, ihracata yönelik global bir ekonomi politikasını benimsemiştir. İki parti arasındaki belirtilebilecek farklılıklardan biri de partilerin burjuvaziye bakış açılarıyla ilgilidir. DYP, burjuvazinin devlet kontrolünde kalması, burjuvazinin devlet tarafından güçlendirilmesi görüşündedir. ANAP ise devletin küçültülmesi görüşündedir ve ANAP iktidarı döneminde burjuvazinin devletten belli bir oranda koptuğu, özerkleştiği görülmektedir. (Kahraman, 1995: 220)
“ANAP 12 Eylül’ün ürünü bir parti olduğu için, hiçbir zaman 12 Eylül’ü ve getirdiğini eleştirmezken, DYP “demokratikleşme”, “sivilleşme” kavramlarıyla 12 Eylül’e sert tenkitlerde bulunmuştur. DYP, DP-AP çizgisini devamı olduğunu belirtirken ve 1946 ruhuna vurgu yaparken, ANAP lideri Turgut Özal ise ANAP’ın 1980 sonrasının yeni partisi olduğunu belirtmekteydi”(Turgut Özal ile yapılan söyleşi, 1986: 22).
“Demirel’in, Özal’a oranla devlet işlerini daha ciddiye aldığını söyleyebiliriz. Özal, olaylara bir iş adamı gözüyle bakarken, Demirel ise bir devlet adamı gözünden bakmıştır.” ( Cansen, 1989:4 ). Cansen tarafından savunulan böyle bir görüşün Turgut Özal kimliğinin liberal söylemleri ile oluştuğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Zira 1970’li yıllarda siyasal, sosyal ve ekonomik olarak buhran dönemi yaşan Türkiye’nin 1980’li yıllara gelindiğinde radikal adımlar yaşanması, Özal dönemini diğer lider figürlerinden ayıran özellik olarak tarihe geçmiştir.

SONUÇ

Türkiye’de merkez sağ eğilimlerin diğer ülkelerden daha farklı olduğu ve çoğu zaman liberal muhafazakarlık şeklinde kendini gösterdiği görülmektedir. DP’den DYP’ye doğru evrilen süreçte merkez sağdaki görüşler de kümülatif olarak değişerek 1980’lere doğru neoliberal akım sayesinde esas şeklini almıştır. Yapılan literatür taramalarında DP döneminde ekonomi alanda liberal akım temelli başlayan merkez sağ görüşünün deviniminin daha çok dini muhafazakarlık şeklinde parti programlarına yerleştiği görülmektedir. Ancak merkez sağa öncülük eden liderlerin ortak bir konsensüste birleşememelerinin nedeni de lider figürlerinin parti programlarını şekillendirmesidir. Siyasi liderlerin de bu evrede büyük rol oynadığı düşünüldüğünde merkez sağ görüşünde aslında DYP’nin siyasal kırılma noktası olduğu savını güçlendirmektedir. İktidar mücadelelerinin ön planda olduğu koalisyon dönemlerine denk gelen DYP’nin bu görüşün ekmeğini yediği de açıkça söylenebilir. Nitekim partinin halkçı söylemleri, 1980’lerin siyasi buhran dönemlerinde halkın desteğini de arkasına almasını ve halktaki güven duygusunun siyasal liderler aracılığıyla pekişmesine yol açmıştır.

Paylaş:

Bir yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir