Yeni Çok Kutuplu Düzenin Adımları: Lavrov-Xi Zirvesi
Uluslararası sistemin giderek çok kutuplu bir yapıya evrilmesi, yeni stratejik ittifakların ve diplomatik koordinasyonların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bu bağlamda, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un bu ay yaptığı Çin ziyareti ve Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ile gerçekleştirdiği üst düzey görüşme, yalnızca ikili ilişkilerin ötesinde, küresel güç dengelerindeki kaymanın da habercisidir. Bu Ziyareti, Batı karşıtı bloklaşmanın güçlenmesi, bölgesel düzenin yeniden tanımlanması ve Avrasya merkezli alternatif bir küresel düzen inşasının somut bir göstergesi olarak değerlendirebiliriz.
Lavrov’un Çin ziyareti beş başlık altında analiz edilebilir. Birinci başlığım jeopolitik bloklaşma ve çok kutupluluğun derinleşmesi ile ilgilidir. Ziyaretin en dikkat çeken boyutlarından biri, Rusya ve Çin’in ABD liderliğindeki liberal uluslararası düzene yine ve yeniden alternatif bir blok oluşturma niyetidir. Özellikle Ukrayna Savaşı sonrası Batı tarafından yaptırımlara maruz kalan Rusya için Çin, hem ekonomik hem de diplomatik açıdan kritik bir müttefike dönüşmüştür. Xi Jinping’in Lavrov’u kabulünde dile getirdiği “daha adil ve dengeli bir küresel düzen kurma” mesajı, bu alternatif vizyonun bence resmi ifadesidir. Bu gelişmeler, Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi ile Rusya’nın Avrasya Ekonomik Birliği projelerinin stratejik senkronizasyonunu da yeniden gündeme getirmiştir. Her iki ülkenin küresel Güney’de artan etkisi, Batı dışı aktörlerin yeni diplomatik eksenler arayışında olduğu bu bloğun cazibesini artırmaktadır.
İkinci başlık çok taraflılıkta ortak inisiyatif başlığıdır. Lavrov’un ziyaretinde öne çıkan bir diğer unsur, çok taraflı yapılar üzerinden yürütülen diplomatik senkronizasyondur. Özellikle Şanghay İşbirliği Örgütü zirvesine Çin’in ev sahipliği yapacak olması, bu örgütün Avrasya’daki güvenlik mimarisi açısından giderek artan önemini gözler önüne sermektedir. Lavrov’un açıklamaları, Rusya’nın bu platformun başarısına büyük önem atfettiğini ve Çin’le burada yakın çalışmaya hazır olduğunu göstermiştir. Bunun yanı sıra, Xi-Lavrov görüşmesinde Birleşmiş Milletler reformu, uluslararası hukuk ve çok taraflılık gibi konuların da gündeme gelmesi, bu iki gücün küresel yönetişimde söz sahibi olma çabasını göstermektedir (FMPRC, 2025).
Üçüncü başlığım tarihsel anlatıların uyumu üzerine. Bu başlık toplantıda semboller üzerinden güçlü mesajlar verildiği için tasarlanmıştır. Görüşmenin tarihi boyutu dikkate değerdir. Neden? Çünkü 2025 yılı, II. Dünya Savaşı’nın sona ermesinin 80. yıl dönümüdür. Lavrov ve Xi’nin bu tarihî çerçeveyi ortaklaşa anmaları, Rusya ve Çin’in kendilerini “anti-emperyalist müttefikler” olarak konumlandırma çabalarının bir parçası olarak okunabilir. Bu toplantıda özellikle 2. dünya savaşında Japonya’ya karşı kazanılan zaferin anılması, yalnızca Asya-Pasifik’teki sembolik hafıza politikası açısından değil, aynı zamanda Batı tarih anlatısına karşı bir alternatif söylem geliştirilmesi açısından da önemlidir.
Dördüncü başlık enerji ve teknoloji alanında özellikle de Jeoekonomik derinleşme ile ilgilidir. Görüşmenin satır aralarında, enerji ve teknoloji gibi stratejik sektörlerde derinleşen iş birliğine dair önemli işaretler mevcuttur. Rusya’nın Çin’e doğal gaz ve petrol ihracatında artış; Çin’in ise Rusya’ya yönelik teknoloji transferlerinde destek sunması, bikere karşılıklı jeoekonomik bağımlılık seviyesini artırmaktadır. Ayrıca, savunma sanayi ve uzay teknolojileri gibi alanlarda ortak girişimlerin artırılması da gündemdedir. Bu tür gelişmeler, iki ülke arasındaki ilişkilerin klasik diplomasi boyutundan çıkarak stratejik ortaklık düzeyine ulaştığını göstermektedir.
Beşinci ve son başlığım ise diplomatik zemin hazırlığı yani Putin’in Çin ziyareti öncesi son stratejik eşik. Lavrov’un ziyareti, aynı zamanda Putin’in Eylül 2025’te Çin’e gerçekleştirmesi beklenen resmi ziyaretin diplomatik zeminini oluşturma işlevi görmektedir. Bu ziyaret öncesinde gerçekleşen Lavrov-Xi görüşmesi, gündem koordinasyonunu sağlama, olası anlaşmaların çerçevesini belirleme ve siyasi semboller üzerinden karşılıklı jestlerde bulunma açısından önem taşımaktadır. Putin’in katılacağı “Japonya’ya karşı zafer” anma töreni, Çin-Rusya ilişkilerinin yalnızca güncel politikalarla değil, tarihsel kimlikler üzerinden de şekillendiğini göstermektedir.
Sonuç olarak Sergey Lavrov’un Çin ziyareti ve Xi Jinping ile gerçekleştirdiği görüşme, uluslararası ilişkiler literatüründe jeopolitik yakınlaşma, çok taraflı stratejik senkronizasyon ve tarihsel anlatı inşası bağlamlarında değerlendirilebilir. Bu görüşme, yalnızca diplomatik ilişkilerin güçlenmesini değil, küresel düzenin normatif ve yapısal dönüşümünde Çin ve Rusya’nın birlikte hareket etme iradesini de bir kez daha ortaya koymuştur. Türkiye başta olmak üzere Avrasya coğrafyasındaki ülkeler, bu tür jeopolitik yakınlaşmaların bölgesel ve ekonomik etkilerini çok boyutlu olarak değerlendirmeli; yeni güç merkezleriyle dengeli ilişkiler kurma stratejisini gözden geçirmelidir.
Bunları da beğenebilirsiniz
Türk Dünyası Raporu Nisan 2023
16 Mayıs 2023
AKILLI GÜÇ ÖRNEĞİ BAĞLAMINDA: TÜRKİYE
21 Mayıs 2020