Türk Dünyasında Bilimsel Dayanışmanın Bedeli: XI. Türkoloji Kongresi’nin Düşündürdükleri
Kazakistan’ın kadim şehri Türkistan’da, 1–3 Ekim 2025 tarihleri arasında düzenlenen XI. Uluslararası Türkoloji Kongresi, Türk dünyasının ortak bilimsel mirasına ışık tutan önemli bir buluşmaydı. Hoca Ahmet Yesevi Üniversitesi’nin ev sahipliğinde gerçekleştirilen bu kongre, yalnızca akademik bildirilerin değil, aynı zamanda Türk halklarının birbirini yeniden tanıma çabasının da bir göstergesiydi. Ben de bu anlamlı kongreye katılmak ve Türk dünyası literatüründe ilk defa kendimin hazırladığı bir bildiriyi sunmak üzere 30 Eylül sabahı yola çıktım; dönüşüm ise 4 Ekim’de Muğla’ya oldu. Ancak bu birkaç günlük bilimsel yolculuk, bana sadece kilometreleri değil, sistemin ağırlığını da hissettirdi.
Zor bir yolculuk, büyük bir amaç vardı. Bilet fiyatları öylesine yüksekti ki, Türk dünyasının merkezine ulaşmak için birkaç kez aktarma yapmak zorunda kaldım. Uçak biletlerinin astronomik fiyatları, akademisyenlerin hareketliliğini sınırlayan en temel engellerden biri hâline gelmiş durumda. Ne çalıştığım üniversite, ne de davet eden kurum yolculuk masraflarımın tamamını karşılayabildi. Her şeyi kendi imkânlarımla finanse ettim. Bu durum, sadece bana özgü bir örnek değil; birçok Türk dünyası akademisyeni, bilim uğruna aynı fedakârlığı yapıyor. Ancak bu fedakârlığın uzun vadede sürdürülebilir olmadığı da bir gerçek.
Türk Devletleri Teşkilatı son yıllarda siyasal, ekonomik ve kültürel işbirliğinde ciddi adımlar atıyor. Ancak bilimsel işbirliği, hâlâ bu sürecin en zayıf halkalarından biri. Türk dünyasının akademisyenleri arasında güçlü bir etkileşim ağı kurulabilmesi için, öncelikle ulaşım, maliyet ve maaş sorunlarının çözülmesi gerekiyor. Bugün birçok akademisyen, maaşının neredeyse yarısını ya da tamamını, kongreye katılmak veya araştırma yapmak için harcamak zorunda kalıyor. Bu da bilgi üretimini yalnızca “maddi imkânı olanların” erişebildiği bir ayrıcalığa dönüştürüyor. Oysa Türk dünyasının birliği, yalnızca büyük zirvelerde alınan kararlarla değil, bilim insanlarının sahada kurduğu köprülerle mümkün olabilir.
Birbirimize Ulaşamadığımız Bir Gerçekliktir. Türk dünyasının büyük şehirleri —İstanbul, Bakü, Taşkent, Astana, Bişkek, Türkistan— birbirine coğrafi olarak görece yakın görünse de, ulaşım ağları hâlâ uzaklık hissi yaratıyor. Aktarmasız uçuşların sınırlı oluşu, ve özelliklen bilet fiyatlarının yüksekliği Türk halklarının birbirini yeterince tanıyamamasına neden oluyor. Bugün bir Kazak akademisyen, bir Azerbaycanlı ya da bir Türk meslektaşını görmeye gitmek istediğinde, çoğu zaman çok fahiş fiyatlardan bilet almak zorunda kalıyor. Bu, hem ekonomik hem de psikolojik anlamda büyük bir engel.
Türk Devletleri Teşkilatı, kültürel miras projeleri, medya işbirlikleri ve ticaret koridorları üzerine yoğunlaşmış durumda. Ancak bilim insanları için ortak bir destek mekanizması henüz yeterince güçlü değil. Oysa Türk dünyasının geleceğini şekillendirecek asıl güç, petrol veya doğalgaz değil; bilgi, bilim ve teknoloji üretimidir. Bu nedenle teşkilatın bünyesinde, bilim insanları için özel bir fon oluşturulması artık bir lüks değil, zorunluluktur. Bu fon, sadece seyahat destekleri değil, aynı zamanda ortak araştırma merkezleri, burs programları ve genç akademisyen değişimleri için de kullanılmalıdır. Birlik hayal değil bir irade meselesidir. Türk dünyasının birliği, romantik bir fikir değil; altyapı, erişim ve insan kaynağıyla gerçekleşecek bir süreçtir. Ucuz ve doğrudan uçuşlar, sadece turizmi değil, bilimsel ve kültürel dayanışmayı da güçlendirir. Her ülkenin önemli ve kalabalık şehirlerinden diğer Türk devletlerine haftada yeterince doğrudan ve ucuz sefer yapılması, halklar arası bağları görünür biçimde artıracaktır. Birbirimizi tanımadan ortak bir gelecek inşa edemeyiz. Tanımak içinse önce ucuz uçuşlarla ulaşmak gerekir.
Türkistan’da, Hoca Ahmet Yesevi’nin huzurunda, Türk dünyasının geleceği üzerine düşünürken şunu hissettim: Birlik, ortak dil ya da tarih kadar; ortak emek, ortak özveri ve ortak vicdanla da kurulur. Bugün Türk dünyasının akademisyenleri, kimi zaman cebindeki son parayla, kimi zaman ailesinden feragat ederek bu birlik hayaline hizmet ediyor. Onlar uçak bileti fiyatlarının, maaş düşüklüğünün ve bütçe yetersizliklerinin ötesinde, bir fikrin gönüllü taşıyıcıları. Ama bir noktadan sonra gönüllülük yetmez — sistemsel destek, kurumsal irade ve adil paylaşım gerekir. Eğer Türk Devletleri Teşkilatı gerçekten “ortak geleceği” inşa etmek istiyorsa, bunu yalnızca diplomatik masalarda değil, kütüphanelerde, laboratuvarlarda ve kongre salonlarında ter döken bilim insanlarının emeğiyle yapmalıdır. Artık “Türk dünyası” idealini romantik bir temenni olmaktan çıkarıp, ulaşılabilir bir stratejiye dönüştürmenin vakti geldi. Bu stratejinin ilk maddesi ise açık olmalı: Bilim insanlarına yatırım, geleceğe yatırım demektir. Uçak biletleri ucuzladığında, akademik maaşlar iyileştirildiğinde, araştırma fonları ortaklaştığında sadece bilim değil, karşılıklı anlayış, güven ve dayanışma da büyüyecektir. Ve belki o gün, Türkistan’dan Bakü’ye, Ankara’dan Taşkent’e kadar uzanan gökyüzünde, sadece uçaklar değil, ortak bir bilgelik duygusu da yol alıyor olacaktır.
Bunları da beğenebilirsiniz
Türk Dünyası Raporu Mayıs 2025
15 Haziran 2025
GÜNEY KAFKASYA’DA YENİ BİR MATEMATİK: 3+3+?
17 Kasım 2024