Genel

ANAYASA MAHKEMESİ: YAPISAL VE İŞLEVSEL ÖZELLİKLERİ

 Özet

Hukuk devletlerinin gelmiş olduğu son noktada anayasal yargı hem dünya üzerinde hem de ülkemiz açısından popülerliği artan bir kavram olmuştur. Özellikle 2. Dünya Savaşından sonra anayasal yargı daha da önem kazanmaya başlamıştır. Genel tanım itibariyle kanunların anayasaya uygunluğunun yargısal denetimi işlevini yüklenen anayasa yargısı istisnai mahkemeler veyahut yüksek mahkemeler aracılığıyla bu işlevini yerine getirir. Hukuk sistemleri arasında genellikle bu denetimi yapan mahkeme Anayasa Mahkemesidir. Türk hukuk sistemi 1961 anayasası ile bu kurumla tanışmış, 1962 yılında ise Anayasa Mahkemesi resmen faaliyete başlamıştır. Anayasa mahkemelerinin en bilinen ve temel işlevi kanunların anayasaya uygunluğunu denetlemektir. Buna ek olarak anayasa mahkemeleri iktidarı da denetim mekanizmasından geçirip siyasal otoritenin keyfiliğini önleme ödevini de yüklenmektedir. Bu görevlerin sıhhatli bir biçimde yerine getirilmesi ve bu doğrultuda hukuk devletinin yaşatılması için anayasa mahkemelerinin hangi usullerle çalıştığı, nasıl bir yapıya sahip olduğu ve dış dünyaya nasıl yansıdığı soruları önem arz etmektedir.

Anayasa Mahkemesi kurulduğu günden beri pek çok değişime uğramış olsa da değişmeyen tek şey işlevselliği konusundaki tartışmalar olmuştur. Günümüzde hala güncelliğini koruyan Anayasa Mahkemesi tartışmalarına değinmeden önce Anayasa Mahkemesinin hukuk sistemimize nasıl girdiği, diğer ülkelerde nasıl varlık gösterdiği ve çalışma usullerinden bahsedeceğiz. Biz bu çalışmamızda karşılaştırmalı hukuk yönteminden de yararlanarak anayasa mahkemelerinin nasıl işlediği ve Türkiye’de anayasal yargının temel problemini oluşturan anayasa mahkemelerinin işlevselliğini incelemeye çalışacağız.

Kuruluşu

Geniş anlamda anayasa yargısı doğrudan doğruya anayasaya uyulmasını sağlamak amacını güden her türlü yargı işlemini veya anayasa hukuku sorunlarının yargısal usuller içerisinde bir karara bağlanması sürecini ifade eder. Dar anlamda ise anayasa yargısından, kanunların ve diğer bazı yasama işlemlerinin anayasaya uygunluğunun yargısal merciler tarafından denetimi anlaşılır.[1]  Anayasa yargısını dar anlamda değerlendirecek olursak kanunların anayasaya uygunluğunun denetimini yapan organ bakımından iki farklı sistem uygulanmaktadır: Genel mahkeme sistemi ve özel mahkeme sistemi. Genel mahkeme sistemi Amerikan modelini özel mahkeme ise Avrupa modelini ifade eder. Türkiye 1961 anayasasındaki değişiklik ile Avrupa modelini benimsemiş kanunların anayasaya uygunluğunun denetlenmesini özel bir mahkemeye tahsis etmiştir. Ülkemizde bu görevi yerine getiren Anayasa Mahkemesinin çalışma usulleri, işlevi, görev ve yetkileri 1961 anayasasının 145 ila 152. Maddelerinde düzenlenmiştir. 1961 anayasası genel olarak normun anayasaya uygunluğu hakkında karar verme yetkisini Anayasa Mahkemesine bırakarak Avrupa modelini benimsemiştir. Ancak çok kısıtlı da olsa genel mahkemeye de bazı hallerde bu yetkiyi tanıdığı görülmektedir. 1961 anayasasının 151. Maddesinde “Mahkeme, Anayasaya aykırılık iddiasını ciddî görmezse, bu iddia, temyiz merciince esas hükümle birlikte karara bağlanır. Anayasa Mahkemesi, işin kendisine gelişinden başlamak üzere üç ay içinde kararını verir.

Bu süre içinde karar verilmezse, mahkeme, Anayasaya aykırılık iddiasını, kendi kanısına göre çözümleyerek dâvayı yürütür. “ hükmü ile yargısal denetimin istisnai olarak genel mahkemelere de tanındığı görülmektedir. Ancak 1982 anayasası bu hükmü ilga ederek tamamen özel mahkeme sistemini kabul ettiğimizi göstermiştir. Daha sonraki yıllarda üye sayısı ve seçimi ile ilgili birtakım değişiklikler yapılarak günümüzde yürürlükte olan 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası hükümlerince anaysa mahkemeleri varlık göstermeye devam etmektedir.

Üyelerin Seçimi

Genellikle Anayasa Mahkemesi üyelerini belirlemede yasama organı ana etken olmakla birlikte seçme yetkisinin yargı, hükümet ve devlet başkanı arasında paylaştırtıldığı da görülmektedir. Anayasa Mahkemesi üyelerinin yasama organı tarafından seçilmesi usûlü, Almanya (Federal Anayasa Mahkemesi), İsviçre (Federal Mahkeme), Macaristan, Polonya, Portekiz, Makedonya, Litvanya ve Hırvatistan’da uygulanmaktadır.[2] Anayasa Mahkemesi üyelerinin seçilmesi yetkisinin yasama, yargı, hükümet ve devlet başkanı arasında paylaşılması usûlü (karma sistem), Avusturya, Belçika, Bulgaristan, İtalya, Romanya, İspanya ve ABD’de uygulanmaktadır.[3] Türkiye de 1961 anayasası ile karma sistemi benimsemiştir. Aşağıda karşılaştırmalı hukuka bakılarak üyelerin hangi şekillerde seçildiğine değinilmektedir.

ABD’de üyelerin tümü Başkan tarafından atanır. Ancak başkanın ataması senatonun onayına bağlıdır. Almanya’da üyelerin seçimi yasama organı tarafından yapılır. 16 hakimden oluşan Alman Federal Anayasa Mahkemesinde hakimlerin yarısı Bundestag (birinci meclis) diğer yarısı da Bundestrat (ikinci meclis) tarafından seçilir. Avusturya Anayasa Mahkemesi bir başkan, bir başkan vekili, 12 asıl ve 6 yedek üyeden oluşur. Başkan, Başkanvekili, 6 asıl üye ve 3 yedek üye Federal hükûmet tarafından, 3 asıl ve 2 yedek üye Ulusal konsey (birinci meclis) tarafından, 3 asıl ve 1 yedek üye Federal Konsey (ikinci meclis) tarafından seçilir.[4] İspanya’da 4 üye kongre tarafında (millet meclisi) 4 üye senato tarafından, 2 üye hükümet tarafından, 2 üye de Yargı Genel kurulu tarafından seçilir.

Türkiye’de 1961 Anayasasında benimsenen sisteme göre Anayasa Mahkemesi 15 asıl ve 5 yedek üyeden oluşmaktaydı. Üyelerin altısı 4 asıl 2 yedek olmak üzere Yargıtay tarafından, dördü 3 asıl 1 yedek olmak üzere Danıştay tarafından, 1 asıl üye Sayıştay, 2 asıl ve 1 yedek olmak üzere üç üye Cumhuriyet Senatosu tarafından ve 2 asıl üye Cumhurbaşkanı tarafından seçilmekteydi. 1982 Anayasasında ise 11 asıl ve 4 yedek üye bulunmaktaydı. Cumhurbaşkanı, iki asıl ve iki yedek üyeyi Yargıtay, iki asıl ve bir yedek üyeyi Danıştay, birer asıl üyeyi Askerî Yargıtay, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi ve Sayıştay genel kurullarınca kendi başkan ve üyeleri arasından üye tamsayılarının salt çoğunluğu ile her boş yer için gösterecekleri üçer aday içinden; bir asıl üyeyi ise Yükseköğretim Kurulunun kendi üyesi olmayan Yükseköğretim kurumları öğretim üyeleri içinden göstereceği üç aday arasından; üç asıl ve bir yedek üyeyi üst kademe yöneticileri ile avukatlar arasından seçmekteydi. 1982 Anayasasının getirdiği bu sistemde Anayasa Mahkemesi üyelerinin tamamı Cumhurbaşkanı tarafından seçilmiş olmaktaydı.

Güncel Anayasadaki sisteme göre Türkiye Anayasa Mahkemesi 15 üyeden oluşur. Türkiye Büyük Millet Meclisi; iki üyeyi Sayıştay Genel Kurulunun kendi başkan ve üyeleri arasından, her boş yer için gösterecekleri üçer aday içinden, bir üyeyi ise baro başkanlarının serbest avukatlar arasından gösterecekleri üç aday içinden yapacağı gizli oylamayla seçer. Türkiye Büyük Millet Meclisinde yapılacak bu seçimde, her boş üyelik için ilk oylamada üye tam sayısının üçte iki ve ikinci oylamada üye tam sayısının salt çoğunluğu aranır. İkinci oylamada salt çoğunluk sağlanamazsa, bu oylamada en çok oy alan iki aday için üçüncü oylama yapılır; üçüncü oylamada en fazla oy alan aday üye seçilmiş olur (m.146/1). Cumhurbaşkanı; üç üyeyi Yargıtay, iki üyeyi Danıştay (…) genel kurullarınca kendi başkan ve üyeleri arasından her boş yer için gösterecekleri üçer aday içinden; en az ikisi hukukçu olmak üzere üç üyeyi Yükseköğretim Kurulunun kendi üyesi olmayan yükseköğretim kurumlarının hukuk, iktisat ve siyasal bilimler dallarında görev yapan öğretim üyeleri arasından göstereceği üçer aday içinden; dört üyeyi üst kademe yöneticileri, serbest avukatlar, birinci sınıf hakim ve savcılar ile en az beş yıl raportörlük yapmış Anayasa Mahkemesi raportörleri arasından seçer. (m.146/2)

Türkiye Anayasa Mahkemesinde üyelerin seçiminde yetki paylaşımı TBMM ve Cumhurbaşkanına bırakılmıştır. TBMM 2 üye Sayıştay, 1 üye baro başkanları tarafından önerilen adaylar arasından; Cumhurbaşkanı 4 üye doğrudan doğruya, 3 üye Yargıtay, 2 üye Danıştay, 3 üye YÖK tarafından önerilen adaylar arasından olmak üzere üyeleri belirler. Nihayetinde Anayasa Mahkemesi üyelerinin 12’si Cumhurbaşkanı tarafından 3’ü ise TBMM tarafından seçilmiş olmaktadır. Karşılaştırmalı hukuk açısından bakıldığında, Türkiye’de Anayasa Mahkemesinin üye seçim usulü eleştiriye açıktır. 2010’dan önce yasama organının Anayasa Mahkemesine üye seçemediği tek ülke Türkiye idi. 2010’dan sonra yasama organı sadece üç üyeyi seçebilmektedir ama bunları da doğrudan doğruya değil, Sayıştay ve Baro başkanlarının önerdiği üçer aday arasından seçmek zorundadır.[5]

Anayasa Mahkemesine üye seçiminde karma sistemi benimseyen ülkelerde yetki paylaşımı yarı yarıya veyahut iki makam arasında dengeli bir oran ile gerçekleştirilmektedir. Türkiye’de uygulanan sistemde yasama erkine tanınan yetki çok kısıtlı bir alandadır. Yasama organının etki alanının düşüklüğü Anayasa yargısının meşruluğunu tartışmaya açık hale getirmektedir.

Üyelerin Nitelikleri ve Görev Süreleri

Yüksek mahkemelere üye seçiminde bazı kriterler önemli rol oynamaktadır. Anayasa Mahkemesine üye seçiminde genellikle yaş, meslek, tecrübe gibi nitelikler aranır. İstisnaları olmakla birlikte belli bir süre görev yaptıktan sonra Anayasa Mahkemesi üyeliği son bulur. Dünya üzerindeki Anayasa Mahkemesi üye kriterleri değerlendirildiğinde esnek koşullara sahip ülkelerden birisi ABD’dir. Üyelerin ömür boyu görev yaptığı ABD Yüksek mahkemesine seçilebilmek için herhangi bir eğitim, meslek vs. koşulu da bulunamamaktadır. Üyelerin tamamı Senatonun onayından geçmek kaydıyla Başkan tarafından atanır. Uygulamada, Başkanların kendi siyasal görüşüne yakın kişileri Yüksek Mahkemeye üye olarak atadıklarına şahit olunmaktadır. Başkanın partisi Senatoda çoğunluğa sahip değilse, Senatonun atanan kişinin atamasını onaylamadığı da görülmektedir. Uygulamada başkan tarafından atanan üyelerin beşte birine yakın kısmının Senato tarafından onaylanmadığı not edilmektedir.[6]

Almanya Yüksek Mahkemesine seçilebilmek için 40 yaşını doldurmuş olmak ve hakim olabilme yeterliliğine sahip olmak şartlarının sağlanması gerekir. Üyelerin görev süresi 12 yıldır ve bir kez üye seçilen tekrardan üye seçilemez. Avusturya Anayasa Mahkemesine seçilebilmek için hakim, kamu görevlisi veya hukuk profesörü olma şartı aranır. Üyelerin göreve devam etme süreci 70 yaşını doldurana kadar devam eder. 1978 İspanyol Anayasasına göre mahkeme üyelerinin mesleklerinde tanınmış yetkinliğe sahip olmaları ve en az 15 yıllık tecrübesi olan hakim, savcı, üniversite profesörü, kamu görevlisi, avukat ve hukukçular arasından seçilir. Üyelerin görev süresi 9 yıldır. Daha önce seçilen üyenin tekrardan seçilme hakkı yoktur.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında ön görülen hükme göre Anayasa Mahkemesi üyeleri Yüksek Mahkeme üyeleri (Yargıtay, Danıştay, Sayıştay), Yüksek Öğretim Kurumu üyeleri ve avukatlar arasından seçilmektedir. Anayasa Mahkemesi üyelerinin görev süresi 12 yıldır. Genel olarak bakıldığında üye seçiminde meslekten hukukçuların ve yüksek öğretim üyesi ve yöneticilerinin yer aldığı görülmektedir. Tüm üyelerin hukukçu olması gerekli değildir. Anayasa yargısının demokratikliği açısından da yerinde değildir. Ancak çoğunluğun hukukçulara verilmesi Anayasa yargısının işlevleri bakımından faydalıdır. Anayasanın üstünlüğünü sağlamak, yasama sürecini düzenlemek, hukuk devleti ilkesini korumak ve geliştirmek gibi işlevlerin yerine getirilmesinde hukuk eğitimi almış olmanın çok büyük avantajları bulunmaktadır. Yine mali davaların görülmesinde iktisat bölümü öğretim üyelerinin de katkı sağlayacağı aşikardır. Tüm bu sebeplerle çoğu ülkede üyeler; hukuk, iktisat, siyasi bilimler gibi alanlardan seçilmeye çalışılmaktadır.

Karşılaştırmalı hukuka göre değerlendirme yapmaya devam edersek genel olarak Anayasa Mahkemesi üyeliğinde görev süresi belli bir yıl aralığında sınırlandırılmıştır. ABD bunun en büyük istisnasını oluşturur, ABD Yüksek Mahkemesi üyeleri ömür boyu görev yapmaya devam eder. Bu durum eleştiriye açıktır. Üyelerin ömür boyu görevde kalmaları toplumdaki değişimlerden kopuk bir tutum sergilemelerine yol açabilir. Anayasa Mahkemesi üyeliğinin belli bir süreyle sınırlandırılması anayasa yargısının demokratik meşruiyeti ve mahkemenin yapısının toplumsal değişime paralel olarak oluşması açısından yerinde olacaktır.

Anayasa Mahkemesi’nin Görev ve Yetkileri

Anayasa Mahkemesinin temel görevi şüphesiz kanunların ve Anayasada belirtilen diğer normların Anayasaya uygunluğunu denetlemektir.[7]  Bununla birlikte T.C. Anayasasının çeşitli hükümlerinde Anayasa Mahkemesi farklı görevleri yerine getirmekle yükümlü kılınmıştır. Anayasada yer alan sistematiğe göre Anayasa Mahkemesinin görevleri şu şekilde sıralanabilir:

  1. Kanunların, Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Anayasaya şekil ve esas bakımlarından uygunluğunu denetlemek
  2. Bireysel başvuruları karara bağlamak
  3. Cumhurbaşkanını, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanını, Cumhurbaşkanı yardımcılarını, bakanları, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay Başkan ve üyelerini, Başsavcılarını, Cumhuriyet Başsavcıvekilini, Hakimler ve Savcılar Kurulu ve Sayıştay Başkan ve üyelerini, Genelkurmay Başkanını, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanlarını görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Yüce Divan sıfatıyla yargılamak
  4. Siyasi partilerin kapatılmasına ilişkin davalara bakmak
  5. Siyasi partilerin mali denetimini yapmak
  6. Milletvekillerinin yasama dokunulmazlıklarının kaldırılmasına veya üyeliklerinin düştüğüne TBMM tarafından karar verilmesi durumunda ilgililerin iptal istemlerini karara bağlamak
  7. Uyuşmazlık mahkemesine başkanlık edecek üyeyi kendi üyeleri arasından görevlendirmek

Anayasa Mahkemesinin yetkileri dar yorumlanır. Bundan ötürü Anayasa Mahkemesinin yorum yoluyla yetkisini genişletmek veya kendisine yeni görev ve yetki tayin etmek gibi bir durum söz konusu olamaz. Anayasa Mahkemesinin yetkileri konusunda tartışılan hususlardan biri de mahkemenin yorum yapma salahiyetidir. Bazı anayasaların, Anayasa Mahkemesine bu konuda açık ve özel bir yetki vermiş olmasına karşın T.C. Anayasasında böyle özel bir hüküm yoktur.[8]  Anayasa Mahkemesinin en temel işlevi olan norm denetimini yerine getirirken ilgili anayasa hükmünü yorumlaması kaçınılmazdır. Ancak bu yorum yeni uygulamalara yol açacak biçimde geniş bir şekilde yapılamaz. Keza Anayasanın 153. Maddesinde de bu husus şu şekilde vurgulanmıştır: “Anayasa Mahkemesi bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin tamamını veya bir hükmünü iptal ederken, kanun koyucu gibi hareketle, yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez.”

Anayasa Mahkemelerinin Karar Alma Süreci ve Bazı Değerlendirmeler

Anayasa Mahkemelerinin yargılama ve çalışma usullerine ilişkin hükümler genellikle anayasa içerisinde yer alır. Buna ek olarak özel bir kanun veya Anayasa Mahkemesi içtüzüğü ile de düzenlenebilir. Yargılama usulü deyince davanın açılmasından kararın yayınlanmasına kadar geçen süreçte yapılan iş ve işlemler anlaşılır. Bu sürecin başlıca aşamaları, davanın açılması, davanın görüşülmesi, karara bağlanması ve kararın yazılması, yayınlanmasıdır.[9]

Başlangıçta da belirtildiği üzere Anayasa Mahkemesinin en temel görevi kanunların anayasaya uygunluğunun yargısal denetimini sağlamaktır. Bu yargısal denetimi yapan kurum nihayetinde bir mahkemedir ve re’sen inceleme yapamamaktadır. Mahkemeye bir başvuruda bulunulmuş olması gerekmektedir. Ancak bu başvuruda bulunma yetkisine herkes sahip değildir. Anayasa Mahkemesine dava açma yetkisi belirli kişilere tanınmıştır. Anayasa Mahkemesinde iptal davası(soyut norm denetimi) açma yetkisi her ülkenin anayasasında Cumhurbaşkanına, belirli sayıda milletvekiline, millet meclisi veya senato başkanı gibi belli başlı kişi ve kurumlara tanınmıştır. T.C. Anayasasındaki hükümlere göre iptal davası açma yetkisi Cumhurbaşkanına, Türkiye Büyük Millet Meclisinde en fazla üyeye sahip iki siyasi parti grubuna, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az beşte biri tutarındaki üyelere aittir. Almanya ve Avusturya gibi bazı federal devletlerde bu yetki özerk bölge idarelerine de tanınmaktadır. Kamu denetçiliği (ombudsmanlık) kurumunun işlevsel kullanıldığı ülkelerde kamu denetçilerine de bu yetki tanınmıştır.

2709 sayılı T.C. Anayasası’nın iptal davası açma yetkisini sadece belirli milletvekillerine veya belirli siyasi parti gruplarına tanıması, iptal davasının sınırlı bir kesimin inisiyatifine bağlı olmasına yol açmaktadır. Bu durum da Anayasa Mahkemesinin tarafsızlığına gölge düşürmektedir. Anayasa milletin temel yapı taşıdır. Milletlerin inşa edilme sürecini kapsayan ve hukuki alemdeki karşılığını belgeleyen yegâne araçtır. T.C. Anayasasının başlangıç hükümlerinde de “TÜRK MİLLETİ TARAFINDAN, demokrasiye aşık Türk evlatlarının vatan ve millet sevgisine emanet ve tevdi olunur.” ibaresi ile Türk milletinin geleceğinin teminatı olduğu vurgulanmıştır. Dolayısıyla Türk hukuk sistemindeki bir kanun hükmünün Anayasaya aykırılığından kaynaklı iptal talebinde bulunma yetkisi tüm Türk milletini temsil eden milletvekillerine verilirken milletvekillerinin zor usullerle sağlayabileceği şekil şartları azaltılmalıdır.

Anayasa Mahkemesi somut norm denetimi ile de yargısal denetim yapabilir. Somut norm denetimi Anayasa Mahkemesi dışındaki bir mahkemenin anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurması söz konusudur. Mahkeme kendiliğinden böyle bir yola başvurabileceği gibi mahkeme esnasında bulunan taraflar da anayasaya aykırılık iddiasını o davada ileri sürebilir. Ancak somut norm denetimi ile Anayasa Mahkemesine başvurmak için bazı şartların sağlanması gerekmektedir. Bu şartlar şunlardan ibarettir:

  • Görülmekte olan bir davanın bulunması
  • Davaya bakan bir mahkeme olması
  • Davada uyuşmazlığın çözümü için uygulanacak Kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesi niteliğinde kural olması
  • Mahkeme hakiminin uygulanacak kuralı Anayasaya aykırı bulması ya da tarafların anayasaya aykırılık iddiasına ciddi bulması

Soyut norm denetimi ve somut norm denetimine ek olarak bireysel başvuru yolunun öngörüldüğü Anayasa mahkemelerinde bu yolla da yargısal denetim yapılmaktadır. Bireysel başvurunun da belli şartları vardır. Bu şartlar, başvuran kişinin anayasa tarafından korunan temel haklarından birinin ihlal edilmiş olması, bu temel hakkın güncel ve doğrudan bir şekilde ihlal edilmesi, başvuracak kişinin başvurmada hukuki bir yararının bulunması, başvuranın bu konu ile ilgili başvurabileceği diğer hukuk yollarının tamamının tüketilmiş olması, bireysel başvuru için bir süre öngörülmüşse bu süreye uyulması şeklinde sıralanabilir.

Anayasa Mahkemesi önüne gelen başvuruları anayasada belirtilen süre içerisinde belirli usullerle görüşür, değerlendirir ve karara bağlar. Anayasa Mahkemesi yargısal denetim yapmakla yetkili olduğundan ilgili hükmün anayasaya uygun olup olmaması açısından iki farklı karar verir. İlgili kanun maddesinin anayasaya uygun olduğu kanaatine ulaştıysa yapılan başvurunun reddine, anayasaya aykırı olduğu kanısına ulaştıysa başvurunun kabulüne karar verir. Anaysa mahkemesi ret kararı verirken başvurunun esasına girmeden ilk incelemede de ret kararı verebilir. Başvuru mahkemenin görev ve yetkisi dışında ise veya mahkemeye başvurma yetkisine haiz olmayan birisi başvurmuş veyahut başvuru yetkisine sahip kişi anayasada ön görülen süreyi kaçırmış fakat başvuruda bulunmuşsa esasa girilmeden ilk incelemeden ret kararı verilir. Esastan red usulünde ise Anayasa Mahkemesi işin esasına yönelik inceleme yapar ve ilgili kanunun anayasaya aykırı olmadığı kanısına vararak iptal isteminin reddine karar verir.

Anayasa Mahkemesinin kararları yukarıda da değinildiği üzere iki türlüdür. Ya red ya kabul kararı verilir. Ancak uygulamada bu ikisinin ortasında bir karar verildiği de görülmektedir. Kemal Gözler’in deyimiyle “…yönünden Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE” kararı verebiliyor. Son zamanlarda sıkça karşılaştığımız …. yönünden iptal kararı verilen hüküm içeriklerine baktığımızda söz konusu maddenin yalnızca hususi bir alan için iptal edildiği sonucuna ulaşabiliyoruz. Anayasa Mahkemesinin görevi önüne gelen başvurularda mevcut kanun maddesini anayasaya uygunluk açısından değerlendirmek ve değerlendirme sonucu hükmü iptal etmek ya da başvuruyu reddederek kanun hükmünün hukuk aleminde işlerliğine devam edeceğini öngörmektir. Anayasa Mahkemesi herhangi bir kanun maddesinin belirli bir alanda işlevselliğini yitirecek şekilde istisna koyması mümkün değildir. Bu noktada Anayasa Mahkemesi yetkisini aşarak karar vermiş olur.

Anayasa Mahkemesinin yetkisinin sınırlarını aşıp aşmadığı noktasında tartışılan konulardan biri de Anayasa değişikliğine dair yapılan kanun tekliflerinin denetlenmesidir. Bilindiği üzere Anayasa Mahkemesi kanun tekliflerini iki şekilde denetler: Esas bakımından ve şekil bakımından. Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, kanunların, Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Anayasa’ya şekil ve esas bakımlarından uygunluğunu denetler. Anayasa değişikliklerini ise sadece şekil bakımından inceler ve denetler. (m.148) hükmü bu konuyu özetler niteliktedir. Anayasa Mahkemesinin Anayasa değişikliklerini esas bakımından denetleyememesi hükme bağlanmasına karşın zaman zaman Anayasa Mahkemesinin esas denetimi yapacak şekilde yetki sınırlarını aştığı gözlemlenmektedir.

Anayasamızda Anayasa değişikliğiyle ilgili TBMM üye tamsayısının 1/3 ü tarafından yazı ile teklif verilmesi, teklifin genel kurulda iki kez görüşülmesi ve TBMM üyelerinin 3/5 çoğunluğunun kabul oyu vermesi şartlarının sağlanması durumunda Anayasa Mahkemesi başkaca herhangi bir denetim yapmamaktadır. Bu durumda Anayasa’nın ilk dört maddesinin değiştirilmesi yasağı da hükümsüz hale gelmiş olur. T. C. Anayasasını katı bir anayasa yapan özelliklerden biri de 4. maddede yer alan değiştirme yasağıdır. Anayasa Mahkemesinin esasa yönelik denetim yapamaması sonucu yukarıda sayılan şekil şartları gerçekleştiği takdirde Anayasamızın özünü oluşturan ve milletin iradesini ortaya koyan temel maddelerle de kolaylıkla oynanabilir. Türk anayasacılığı ve Türk hukuku milli irade üzerine kuruludur. Anayasamızın ilk üç maddesi de milli iradenin bir yansımasıdır. Dolayısıyla bu hukuk boşluğu bir an önce giderilmelidir. Anayasa Mahkemesi gerekirse zaman zaman yaptığı gibi yetki sınırlarını aşabilmeli ve anayasa değişikliğine dair kanun teklifleri içeriği bakımından da denetime tabi tutulmalıdır.

Başka bir ifadeyle Anayasa değişiklikleri hukuki nitelikleri itibariyle birer kanundur ve anayasal denetime tabi olmaları doğal bir durumdur. Anayasa yargısının anayasa değişikliklerine ilişkin kanunların anayasal denetime tabi tutulması kaçınılmazdır ve bu denetim, anayasal güvencelerin korunması ve demokratik hukuk devleti ilkelerinin hayata geçirilmesi açısından son derece önemlidir.[10]

Anayasa Mahkemesinin esas denetimi yapamaması teorik bakımdan doğrudur. Anayasa hükümleri normlar hiyerarşisinde en üst basamakta yer alır. Anayasa hükümlerinin üzerinde herhangi bir hukuki metin bulunmaması esas bakımından bir denetleme mekanizmasının önüne geçer. Bununla birlikte Anayasamızın 148. Maddesinde Anayasa Mahkemesi, kanunların, Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Anayasaya şekil ve esas bakımlarından uygunluğunu denetler ve bireysel başvuruları karara bağlar. Anayasa değişikliklerini ise sadece şekil bakımından inceler ve denetler hükmü ile anayasa değişikliklerinin yalnızca şekil bakımından denetleneceği vurgulanmıştır. Anayasa Mahkemesi anayasada öngörülen görev ve yetkilerinin dışına çıkarak yetkisini genişletemez. Ancak tüm bunlara rağmen anayasa değişikliklerinin esasen denetlenmemesi beka tehdidi oluşturmaktadır. Yukarıda da değinildiği üzere Anayasa Mahkemesi de bazen yetkilerini aşarak karar verebilmektedir. Anayasa değişikliği konusunda da bu sorunun çözümü için böyle bir yol izlenebilir.

Sonuç

Bütün bu karşılaştırmalı değerlendirmeler bize şu hususları somut bir şekilde ortaya koymaktadır Anayasa Mahkemesi değişen yönetim sistemini, çağdaş hukuk normlarını, milletin tarihî müktesebatını da içinde barındıracak bir yapıya sahip olmalıdır. Ayrıca etkin bir Anayasa Mahkemesi için yapısal ve işlevsel bazı değişiklikler yapılması gerektiği ortadadır. Nitekim yeni yapılanma süreci içerisinde küreselleşen dünya görmezden gelinemeyeceği gibi millî esaslar da dikkate alınmalıdır.

Değerlendirmelerimizde yer verdiğimiz karşılaştırmalı anayasa yargısının potansiyeline dikkat çekilmek istenilmiştir. Uzun zamandır tartışılan ve kronikleşen Anayasa Mahkemesi meselesi çözümünde belirtilen hususlar elbette yeterli olmayabilir. Ancak siyasal tasarruflardan azade, alanında yetkin hukukçular tarafından yapılacak çalıştaylar, örnek uygulamalar üzerinden değerlendirilecek makaleler, ilgili fakültelerde gerçekleştirilecek atölyeler ile somut çözümler bulunacaktır.

Türk Anayasa Mahkemesi kurulduğu tarihten beri gerek norm denetimi gerek siyasi partilerle yönelik verdiği kararlar sebebi ile tartışmalara yol açmış ve hukuka olan güveni sarsacak bir mahiyete bürünmüştür. Fakat Anayasa Mahkemesinin kuruluşundan günümüze dek tarihsel süreç içerisinden görev ve yetki alanın genişlemesine rağmen taşıdığı misyon gereği hukuki düzeni ayakta tutan sac ayaklarından biri olmayı da başarmıştır. Gündeme taşınan eleştirilerin haklılık payı olmakla birlikte oluşturulan denetim mekanizması hala Türk hukukunu muhafaza edebilmektedir ancak yeterli gelmemektedir. Tüm bu değerlendirmelerden yola çıkarak şunu söyleyebiliriz ki Anayasa Mahkemesi yüklenmiş olduğu görev gereği Türk hukuk sisteminin başat yapılarındandır. Ancak Anayasa Mahkemesi gerek siyasi müdahaleler gerek hukuki boşluklar sebebiyle görevini adilane ve liyakat esaslarından uzak bir şekilde yerine getirememektedir. Bu aksaklıkların önüne geçilmesi içinde Anayasa Mahkemesinin yeni bir yapılanma sürecine girerek kendini revize etmesi elzemdir.

Anayasa Yargısının yürütücü amili Anayasa Mahkemeleridir. Anayasa yargısının problemlerine çözüm üretebilmek için mesele metodik açıdan ele alınmalıdır. Zira Anayasa Mahkemesinin bir üst mahkeme olmasının yanı sıra devletin kuruluş dinamiklerini de ayakta tutan bir irade olma durumu söz konusudur. Buradan hareketle problemlerin çözümünde Anayasa mahkemelerinin temel aldığı Anayasamızın muhtevasında değişikliğe gitmek yerine Anayasamızın özünü ve temelini kavramaya çalışmak daha doğru bir yöntem olacaktır. Temelini kavramak ifadesi ile kastettiğimiz husus devletin kurucu iradesi tarafından ortaya konan sistemdir. Islahat Fermanından Cumhuriyete uzanan anayasal süreçler; Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kurucu felsefesini şekillendirmiştir. Bu irade, günümüzde mevcut Anayasanın ilk dört maddesiyle temellendirilmiştir.

Bu sebepten hareketle yazımızın sonunda bir irade beyanı olarak şerh düşme gereği duyuyoruz:

Madde 1 – Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.

Madde 2 – Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.

Madde 3 – Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir.

Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır.

Milli marşı “İstiklal Marşı”dır.

 Başkenti Ankara’dır

Madde 4 – Anayasanın 1 inci maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2’nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3 üncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.

 

Kaynakça

Boztepe, M. (2019). Anayasa Mahkemesi kararları ışığında Türkiye’de yerel yönetimler -merkezi idare arasında görev ve yetki paylaşımının sınırları. Alanya Akademik Bakış, 3(1), 49-71.

Fanid, N.A. ve Aykut, NZ (2022). Anayasa yargısı ve uygunluk denetimi, ieSBAD, 3 (1), 51-76.

Gözler K. (2018) . Anayasa Hukukunun Genel Esasları. Ekin Yayınları.

Gözler K, (2011) . Anayasa Hukukunun Genel Teorisi:Cilt I. Ekin Yayınları.

Gözler, K. (2006). Anayasa yargısının meşruluğu sorunu. Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, 61(3), 131-166.

Kabaoğlu İ. (2000). Anayasa Yargısı: Demokrasi Kavramının Dönüşümü Üzerine, : s. 28-29

Kanadoğlu, O. K. (2008). Yeni anayasa arayışları ve karşılaştırmalı hukuk bağlamında Anayasa Mahkemesi. Anayasa Yargısı, 24(1), 61-89.

Metin, Y. (2012). Anayasal demokrasi içinde Anayasa Mahkemesinin konumu. S.D.Ü Hukuk Fakültesi Dergisi, 2(1), 89-130.

Özbudun, E. (2019). Türk anayasa hukuku: 2017 anayasa değişikliklerine göre. Yetkin Yayınları.

Özbudun, E. (2006). Anayasa Mahkemesi ve ekonomik politika. Fazıl Sağlam 65. Yaş Armağanı. İmaj Yayınevi.

 

[1] Metin Kıratlı, Anayasa Yargısında Somut Norm Denetimi : İtiraz Yolu (Ankara,1996 : A.Ü.S.B.F Yayını ) s. 15-19

[2] İbrahim Kabaoğlu, Anayasa Yargısı: Demokrasi Kavramının Dönüşümü Üzerine, (2000) : s. 28-29

[3] Yavuz Atar, “ Anayasa Mahkemesinin Yeniden Yapılandırılması”, dergipark

[4] Kemal Gözler, Anayasa Hukukunun Genel Esasları, (2018),: s 445

[5] Gözler, (2018), s 448

[6] Jackson ve Tushnet, op. Cit., s 439

[7] Ergun Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, (2014): s 413

[8] Özbudun, (2014), s 417

[9] Gözler, (2018), s 479

[10] Fanid, N.A. ve Aykut, NZ (2022). Anayasa Yargısı ve Uygunluk Denetimi, ieSBAD, 3 (1), 51-76

Paylaş:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir