ABD,  Analiz,  Birsen Polat'ın Yazıları,  Enerji,  Genel,  Savunma

TÜRKİYE’DE GÜVENLİK, GÜVENLİK YAPILANMASI VE İSTİHBARAT

  1.                                        

Güvenlik ihtiyacı insanoğlunun varolduğu ilk dönemlerden bu yana her zaman vazgeçilmez bir ihtiyaç olarak varlığını korumuştur. En başlarda doğa şartlarına karşı hayatta kalma mücadelesi olarak güvenlik kavramı hakim iken, toplumsal yaşamla birlikte ikinci ve üçüncü şahıslara karşı güvenlik kavramı zarureti konuşulmuş ve en nihayetinde başka devletlerle olan ekonomik, siyasal ve askeri münasebetler sebepli çıkarlar söz konusu olunca güvenlik kavramı ulusal ve uluslararası düzeyde konuşulmaya başlanmıştır.

Küreselleşen dünya düzeni ile asimetrik tehdidin yoğunluğu, iç ve dış güvenlikte vekalet savaşları ile dönen rekabet ağı nedeniyle tehditler kendini somut bir şekilde belli etmemektedir. Bu sebeple güvenlik parametrelerinin stabil olgulardan uzak, günden güne farklı bir yöne kayması da pek tabii bir olay olarak karşımıza çıkmaktadır.

Güvenlik menşei hakkında insanoğlunun ilk ortaya çıkışı verilerek bu ihtiyaç hakkında çeşitli nazariyeler söz konusu olsa da, kanımızca Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisine göre güvenlik ihtiyacının fizyolojik ihtiyaçlardan sonra gelmesi bunu doğrular niteliktedir. Öyle ki, hayatta kalabilmek için gerekli olan fiziki ihtiyaçlardan sonra güvenlik ihtiyacının hissedilmesi şu an her alanda olduğu gibi devletlerarası sistemlerde de önemliliğini korumaktadır. Devletin güvenlik görevi, zaman içinde değişme ve gelişme göstermişse de şu an hala devam eden güvenlik zafiyetinin önüne geçilememiştir. Bu çalışmada güvenlik ve istihbarat kavramları üzerinde durularak bu sorunun kaynakları ve ilgili birimlerin bu konudaki işlevleri konusunda detaya inilmeden açıklanmaya çalışılacaktır.

GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE GÜVENLİK ANLAYIŞI

Türkiye’nin jeopolitik ve jeostratejik yapısından ötürü yıllar boyunca  tehdit altında bulunması, güvenlik sorununun her daim gündemde yer almasına sebep olmuştur. Her dönem çeşitli paradigmalarıntemelinde yeni güvenlik anlayışı benimsenirken, bunların ne kadar faydalı olduğu da tartışılabilir niteliktedir. Güvenlik kavramı ise proaktif özelliği sebebi ile hem iç hem dış tehditlere karşı önleyici bir sistem olarak kendini göstermektedir. Bu kavram her ülke için aynı anlamı taşımakla beraber, uygulanan stratejiler ve metodolojiler farklıdır. Tarihten günümüze kronolojik olarak bakıldığında gelişen dünya ekonomisi, buna bağlı olarak ülkeler arasındaki çıkar ilişkisi ve devletin bekası gereği güvenlik anlayışı ve sistemleri, güvenliği vazgeçilmez bir unsur yapmıştır. Güvenlik anlayışının bile küresel sistemlere paralel değişmesi yöntem bilimsel olarak farklı sistematik gelişimlerin gerekliliğini de gözler önüne sermiştir.

Tarihsel süreç içinde, toplumlar büyük ölçüde egemen iktisadi sistemde yaşanan dönüşümün belirlediği beklentilere uygun olarak siyasalar geliştirmişlerdir. Bu siyasalar içinde devletin ve toplumun temel varlık nedenleriyle ilişkilendirilen “güvenlik siyasaları” önemli yer tutmaktadır. Güvenlikle tehdit arasındaki yakın etkileşim nedeniyle güvenlik siyasasının oluşum sürecinde tehdit algılamaları son derece önemlidir. Fakat zaman içinde toplumun ve devletin algıladığı tehditlerde farklılık olabileceğinden yola çıkılarak hangisinin öncelikli olduğu tartışılagelmiştir. Bununla birlikte,  tarih boyunca güvenlik siyasaları devletin tehdit algılaması doğrultusunda biçimlenmiştir. (Birdişli, s.1). Tehdit kavramı ve bunun isimlendirilmesi ise ülkelerin algısal boyutu ile ilgilidir. Bu algısal boyutun dışında güvenlik anlayışında belirgin parametrelerin diplomasi ve askeri kanatları, güvenliğin plüral yapısını da pekiştirmektedir. Diğer yandan Sait Yılmaz’ın dediği gibi: “Güvenlik denilince akla 1990’lı yıllara kadar klasik anlamı ile “askeri güvenlik” gelirdi. Güvenlik kelimesi Realist mantığa uygun bir şekilde askeri güvenlik meseleleri ile eş değerdi ve askeri güç temel unsurdu. 1990’lı yıllarla birlikte güvenlik kavramının sadece “genişletilmesi” (askeri olmayan güvenlik sorunlarının gündeme alınması) değil, “derinleştirilmesi” de (güvenliğin çeşitli katmanları ile birlikte ele alınması) mümkün oldu. Böylece ortaya Realizme rakip, Pluralist ya da alternatif pek çok yeni teori çıktı. ( Yılmaz, s.2 )

Güvenliğin askeri güvenlik dışında farklı bir anlam ifade etmesi ise Soğuk Savaş’tan sonra olmuştur. Artık güvenliğin küresel aktörlerin varlığı ile de değişim göstermesi, ülkelerin güvenlik algılarını etkileyerek yavaş yavaş dünya üzerinde hakimiyetgöstermiştir. Bu noktada güvenlik anlayışı ile ilgili Barry Buzan ve Ole Waever gibi iki büyük teorisyenin savunduğu Kopenhag Ekolü’nüngörüşleri ile bunun gerçekliği çok kolay bağdaştırılabilir. Bu ekol (okul) ile 1990’a kadar realizmin temel anlayışı olan klasik güvenlik anlayışı yerine yeni güvenlik anlayışının hakim olduğu savı söz konusudur. Güç maksimizasyonunun temel alındığı realizme karşı bu ekol 3 çeşit güvenlik anlayışının olduğunu savunmuştur. Bunlar:

1. Bölgesel Güvenlik
2. Toplumsal Güvenlik
3. Güvenlikleştirme’dir.

Bununla beraber güvenlik kavramının ne anlama geldiği ise geçmişten günümüze değişen misyonuve sistematiği ile sürekli değişim göstermektedir. Bu ekole göre küreselleşen dünyada artık askeri güvenliğin dışında politik, ekonomik, toplumsal ve çevre güvenliğinin varlığı söz konusu olduğundan, sistemsel olarak yeni güvenlik anlayışının oluşturulması elzemdir.

Bu çerçevede bir önemli husus da güvenlikleştirmekavramı ve bu kavramın güvenlik literatürüne inşaasürecidir. Bu kavram günümüz sistemlerinde de kullanılmakta ve dahi sistemler bu kavram üzerinden ülke gündemini oluşturmaktadır. Bu bağlamda güvenlikleştirme, ülkenin algı boyutuyla alakalı olup devletin milli güvenliği açısından neyin tehdit neyin risk olduğuna karar verilmesidir. Burada karar vericiler ise STK’lar, medya, halk, topluluklar, siyasiler vb. oluşumlardır. Hayali bir güvenlik eşiğinin olduğu varsayılırsa, ülke açısından önemli olan ve tehdit niteliğinde bulunan konular eşiğin yukarısında, önemli olduğu halde tehdit niteliğinde kabul edilmeyerek risk olarak görülen, önlem alınmayan konular ise eşiğin altında bulunur. Tehdit durumunda tedbir alınması gerektiğinden bu eşiğe göre gündem belirlenir ve risk durumundaki konular gündemde yer almaz.Risk boyutundaki konuların eşiğin yukarı alınması ile o konu güvenlikleştirilmiş olur. Ancak burada önemli olan güvenlik, risk ve tehdidin ayrımını yapabilmektedir.

GÜVENLİK KAVRAMI VE İLGİLİ TERİMLER

Dietrich Fischer güvenliği; “Sadece savaştan korunmak ya da savaşı engellemek demek değildir. Aynı zamanda hayatta kalabilmemizi ve refahı etkileyen muhtemel tehlikelerden korunmayı da içerir. Savaştan korunmanın tek yolu askeri tehditlere karşı koymaktan geçmez. Muhtemel savaş nedenlerine dikkat etmek ve muhtemel çatışmaları öngörebilmek ve bunları bir savaşa yol açmadan önce çözebilmek, güvenliği sağlamak için doğru yaklaşımlardır.” diyerek tanımlamaya çalışmıştır. (Fischer’dan akt. İzci, 1998:404)

Güvenlik kavramının herkesçe kabul görmüş birtanımı olmasa da çeşitli perspektiflerden çeşitli tanımlamaları görmek mümkündür. Bu bağlamda kanımızca güvenlik; askeri, siyasal, ekonomik, toplumsal ve çevresel olarak hiçbir risk ve tehdidin olmadığı bir sistemdir.   Bu tanıma uygun olarak Barry Buzan güvenliğin  bu beş boyutunu,

“Askeri güvenlik, devletin taarruz gücü, savunma kabiliyetleri ve diğer devletleri bu çerçevede algılayışı ile,

– Siyasî güvenlik, devletlerin örgütsel istikrarı, hükümet sistemleri ve bunlara meşruiyet kazandıran fikir alt yapısının güvenliği ile,

– İktisadî güvenlik, devletin gücü ve refah seviyesinin kabul edilebilir seviyeye ulaşmasını sağlayan kaynaklar, finans ve pazarlara ulaşımı ile,

– Toplumsal güvenlik, dil, kültür, dinî ve ulusal kimlik ve geleneklerin kabul edilebilir koşullar altında sürdürülebilirliği ile,

– Çevresel güvenlik ise yerel ve küresel biyosferin korunması ile ilgilidir.” şeklinde açıklayarak bu boyutların yeni güvenlik anlayışındaki rolleri üzerine değinmiştir.(Buzan’dan Akt. Küçükşahin, 2006:11-12)

Risk ve tehdit boyutunda ise bu durum güvenliği etkileyici bir hal almaya başlamaktadır. Risk ve tehdit aynı kavramlar değildir. Ancak bunların da tanımlanması ülkeden ülkeye kişiden kişiye göre değişiklik göstermektedir. Başat güç olan bir ülke için oluşabilecek olaylar risk olarak algılanırken, özellikle ekonomik ve askeri yönden iyi olmayan bir ülke için o olay tehdit özelliğinde olabilir. Bu anlamda risk olası durumları ifade ederken tehdit işin ciddi bir hal almasını ifade etmektedir. Bu bağlamda risk, güvenlik boyutuyla alındığında en genel tanımı, zarara uğrama tehlikesi olarak ifade edilmektedir.Tehdit söz konusu olduğunda durum değişmektedir. Çünkü risk boyutundaki sorun tehdit boyutuna geçerek ülkeyi ve dolayısıyla ülkeye dair her alanı etkileyecek bir boyut kazanmış demektir. Burada müdahale devreye girmektedir. Dolayısıyla risk boyutunda iken önlem alınıyorsa “ risk yönetimi” kavramı hakimdir. Tehdit boyutuna gelen sorun ise müdahale gerektirdiğinden önleyici unsurlar ve diplomasiler sonuç vermeyebilir.

Bununla birlikte Jean-Michel Valantin, Amerika Birleşik Devletleri, askeri güç olmadan güvenlik de olmaz diye düşünüyor. Oysa, tehdit nosyonu harfi harfine kavramsal olamaz. Tehdidin etkili ve kalıcı olabilmesi için, duygusal bir boyutunun da olması gerekir. Hedefinde olan insanların fikrine, korku, şüphe ve endişenin otantik ortak duygularını düşürmesi gerekir. Milletin hayatını altüst etmesi, o millet için değerli olan varlıklarını ortadan kaldırması ve hatta yıkıcı güçlerin kötü niyeti veya siyasi ideolojisiyle kendisinin ortadan kaldırılması korkusunu taşıması gerekir. (Valantin , 2006, s. 19,20’den Akt. Küçükşahin,2006:12) diyerek tehdit ve riski açıklamaya çalışmıştır.

Bu kavramın genişliği ve çeşitli unsurların güvenliği ile tam anlamda bir güvenlik ortamının oluştuğu varsayılırsa bu kavram üzerinden çeşitli güvenlik ortamlarının varlığı da ortaya çıkmaktadır. Devletlerin ulusal ve uluslararası düzeyde güvenliği de iç ve dış güvenlikte kavramlarında kendini bulmaktadır.

İç güvenlik de güvenlik gibi çeşitli tanımlamalara maruz kalmıştır. Çınar ise bu konuda; “Bir ülkenin coğrafi sınırları içerisinde oluşabilecek tehdit ve tehlikelerden bertaraf olarak, öncelikle vatandaşlarının huzur ve güvenliğinin sağlanması, daha sonra da devlete ve özel kişilere ait binaların her türlü sabotaj ve benzeri tehlikelere karsı korunması” şeklinde bir tanımlama ile konuyu açıklamaya çalışmıştır. ( Çınar, 1997:61)

“Kavramın yaygınlık kazanması ise, özellikle 11 Eylül 2001 terör olayları sonrasına rastlamaktadır. Bu nedenle 11 Eylül 2001 tarihi, iç güvenlik miladı olarak da kabul edilebilir. Bu tarihten itibaren ABD’de yurt içindeki terörle mücadele faaliyetleri “iç güvenlik yönetimi” adı altında yeniden ele alınmaya başlanılmıştır. Toplumun her kesimine yönelik olan kapsamlı ve de tarihi bir harekete işaret eden “İç Güvenlik Çağı”, 11 Eylül 2001’de ilk defa konuşulmaya başlanılmıştır.” ( Noftsinger vd.denAkt. Yılmaz, 2012:20)  

Dış güvenlikte ise uluslararası düzeyde oluşabilecek risk ve tehditlerin varlığı konuşmaktadır. “Dış güvenlik; bir ülkenin siyasi sınırlarının dışından o ülkeye yönelen tehditlere karşı alınan tedbirlerdir. Bu tehditlere karşı hükümet dışı organizasyonlar, uluslararası örgütler, istihbarat, diplomatik unsurlar ve silahlı kuvvetler kullanılır.” ( Küçükşahin, 2016:12)

TÜRKİYE’NİN GÜVENLİK SORUNLARI

Bu kavramlar ışığında güvenlik kavramını ülkeler üzerinden değerlendirmek daha açıklayıcı ve bağlayıcı olacaktır. Türkiye’de bu kavram özellikle terör örgütleri sayesinde iç güvenliği tehdit ederek risk boyutundan çıkmıştır. Artık terör örgütlerinin küreselleşen dünya üzerinde etkinliğini ve kaynağını küçük ölçekli mekanizmalar eşliğinde değil de uluslararası çapta sağladıkları için Türkiye’nin güvenliğini ciddi bir şekilde tehdit etmektedir. Bu bağlamda güvenlik mekanizmasının da etkiye tepki boyutu, karar alıcıların bahsedildiği üzere algı boyutu ve güvenlik eşiğinin nerde durduğu ile yakından ilgilidir.  

Türkiye’nin güvenlik sistemindeki radikal dönüşümlerin ise birebir ülkenin jeostratejik ve jeopolitik yapısıyla ilgili olması ve tampon bölge niteliğinde bulunması, ülkenin tedbir yelpazesini günden güne daha da genişletmesi zorunluluğunu gözler önüne sermektedir. Hatta Sait Yılmaz’ın dediği üzere; “Türkiye geniş olduğu kadar sorunlar, çatışmalar ve istikrarsızlıklar içeren bir coğrafyada yaşamaktadır. Türkiye büyük güç merkezleri arasında sıkışmış konumdadır.” (Yılmaz, s.1 )

Günümüz güvenlik gündemini etnik, dini vb. terör örgütleri, bir kısmını göç sorunu ve bir kısmını da diğer ülkelerle olan tarihsel veya farklı unsurlar eşliğinde oluşturan siyasalar belirlese de güvenliğin geniş pencerelerden yansıması zaman zaman kendini göstermektedir.

İSTİHBARAT VE ÖNEMİ

Geçmişten günümüze istihbarat sisteminin ihtiyacı çeşitli şekilde kendini göstermiştir. Osmanlı Dönemi’nde II. Abdülhamit’in Yıldız İstihbarat Teşkilatını kurması, sonrasında MİT’in başlangıcı olarak görülen Enver Paşa’nın Teşkilatı Mahsusa ( Umuru Şarkiye Dairesi ) ve son olarak MİT’in sistemli bir şekilde ilerlettiği bu ihtiyaç vazgeçilmez bir şekilde önemini her zaman korumuştur.

“Ulusal güvenliğin sağlanmasında istihbarat, yaşamsal bir unsurdur. Dış istihbarat ülke çıkarlarını tehdit edici gelişmeleri önceden haber vermekle kalmaz, örtülü faaliyetler ile ülkeler arasındaki çatışmalara diplomatik ve askerî yollarla müdahale etmeye veya bunları engellemeye yardımcı olur. İç istihbarat, ülkenin anayasal düzeni ve rejimi ile vatandaşların huzur ve refahını tehdit edecek unsurlar ve gelişmeler konusunda sivil ve askeri liderleri uyarır.” ( Yılmaz, s.1)

“İstihbarat, bir memleketin diğer bir memleket hakkında aleni, meşru, kanuni şekilde haber toplamasıdır. Espiyonaj, yani casusluk ise, diğer bir memleketin kanun ve kurallarını ihlal etmek suretiyle gizli metotlarla bilgi toplama/haber almadır. Bunlardan birincisine kanuni veya meşru istihbarat faaliyeti; ikincisine de gayrı kanuni istihbarat faaliyeti denir.” ( Gün, 2014:70)

Güvenlik cephesinde ilk adım olarak istihbarat kuvvetlerinin donanımlı ve etkin olması, oluşabilecek tehditleri önleme noktasında fazlaca etkili olacaktır. Ancak yurt dışındaki sistemler gibi istihbarat sistemlerinin aktif olmayışı da beraberinde güvenlik zafiyetlerini getirmektedir. Bu kurumun niteliğinin ve güvenlik maksimizasyonunda birinci faktör olarak yer alıyor olması, karar alıcıların da bu sahada çalışmalar yaparak katkıda bulunmasını zorunlu kılmaktadır.  Bu evrede istihbarat birimlerinin aktif rol oynaması da çok önemlidir.

İç güvenlik denilince her ne kadar terörle mücadele konusu akla gelse de sınırlarımız içinde oluşabilecek her türlü tehdidin iç güvenliği sorgulayıcı niteliği bulunmaktadır. Eşgüdümsel olarak devletin tüm birimlerinin birbiriyle etkileşimi asimetrik tehditlerin önüne geçmedeki unsur olarak homojen bir şekilde karşımıza çıkacaktır. Ancak, bu bağlamda “tedbir” boyutunun “önlem” kelimesi ile doğru orantılı oluşu da çeşitli birimlerce önceden bilgi kanallarının açık olmasıyla ilgilidir. Bu konuda yetkili birimler ise, “Türkiye’de ulusal güvenlik politikalarının belirlenmesinde temel aktörler, Cumhurbaşkanı, Bakanlar Kurulu, MGK ve TSK; ikincil aktörler de MSB, Dışişleri Bakanlığı, Milli İstihbarat Teşkilatı’dır. Bu yapı 1982 Anayasasının 117 ve 118. maddeleri ile bunlara ilişkin 2001, 2003 ve 2011’de yapılan değişiklikler ve 1983’de çıkartılarak 2003’de değiştirilen 2945 sayılı MGK Kanununca belirlenmiştir.” ( Aydın ve Ereker, 2014:137 )

MİT (MİLLİ İSTİHBARAT TEŞKİLATI)

MİT’in en asli görevi, “Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milleti ile bütünlüğüne, varlığına, bağımsızlığına, güvenliğine, Anayasal düzenine ve milli gücünü meydana getiren bütün unsurlarına karşı içten ve dıştan yöneltilen mevcut ve muhtemel faaliyetler hakkında milli güvenlik istihbaratını devlet çapında oluşturmak ve bu istihbaratı Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri ile gerekli kuruluşlara ulaştırmaktır.”  ( MİT Kanunu)

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk istihbarat kuruluşu Millî Emniyet Hizmeti (MEH) Teşkilatı 06 Ocak 1926 tarihinde kurulmuştur. Başlangıçta Erkanı Harbiye Umumiye Riyaseti uhdesinde yapılanmış ve daha sonra teşkilatlanma çalışmalarını tamamlaması akabinde 19 Aralık 1926 tarihinde Başbakanlığa bağlanmıştır. Yaklaşık bir yıl kadar süren yapılanma çalışmaları süresince, belirlenen subaylar yurt içi ve yurt dışında eğitim ile konferanslara katılmışlardır. Katılımcılar arasında bulunan Yarbay Şükrü Ali (Ögel) Bey 25 Aralık 1926‟da Teşkilatın ilk reisi olarak atanmıştır. ( MİT’den akt. Gün, 2014:111)

İkinci Dünya Savaşı sonrasında ve kuruluşundan geçen zaman içerisinde ortaya çıkan ihtiyaçları daha iyi bir şekilde karşılamak adına 22 Temmuz 1965 yılında yürürlüğe giren 644 sayılı “Milli İstihbarat Teşkilat Kanunu” ile teşkilatın adı Milli İstihbarat Teşkilatı olarak değiştirilmiştir. ( Gün, 2014:111 )

Ülkenin olası risk ve tehditlere karşı savunma ve önleyici kanallarının bir kanadı olan MİT, toplanılan bilgi ve belgelerle oluşabilecek ulusal veya uluslararası tehditleri engelleyebilme özelliğinin bulunması sebebiyle çok önemli bir kurumdur.

İSTİHBARAT YÖNTEMLERİ

Takip ve Tasarrut: En eski ve klasik uygulamalardan birisidir. Tarassut sabit ve statik bir hizmet şekli iken, takip hareketli ve dinamik bir olgudur. Takip, istihbarı çalışma veya soruşturma açısından önem ifade eden şahısların faaliyetlerinin muhtelif şekil ve vasıtalarla izlenmesi, faaliyetlerinin deşifre edilmesi ve bilgi temin edilmesi amacıyla şahısların, araçların ve mahallelerin gizli ve sürekli biçimde kontrol altında tutulmasıdır. En önemli özelliği ise sabit bir yerin sürekli müşade ve kontrol altında tutulmasıdır ve ekip işidir. Bununla ilgili olarak MİT mensubu Mehmet Eymür, “ Takip ve tarassut teşkilatın en zor ve yorucu işlerinden biridir. Bazen günlerce aynı noktada bekleyerek, belli birnoktaya gelme ihtimali olan şahsı 10 yıl önceki resminden veya tarifinden tespit etmeye çalışır, bazen hedef şahısların ardından yorgunluktan haliniz kalmayıncaya kadar koşuşturulurdu.

Adam kullanma ( Manipülasyon-Angaje)

Burada profesyonel istihbarat görevlilerinin dışardan temin ettiği ya da angaje ettiği insanların kullanılması (devşirme) ve hedef alınmış kurum ve kişilerin ortamına eleman yerleştirme (sızma) söz konusudur.

Mülakatla(sohbet) bilgilere intihal

Hedef kişi ile vasatın üstünde ciddiyetle konuşma metodudur. Özel bir amaç taşımaktadır. Bilgi almak kastıyla yapılan bir konuşma faaliyetidir ve en klasik istihbarat sistemidir.

Teknik ve elektronik faaliyetler

İstihbarat faaliyetlerinin üstün yetenekli teknolojik ve elektronik cihazlarla yürütülmesini ifade eder. Bu meyanda teknik dinleme istihbaratı, uydular ve uzay araçları ile yapılan istihbari çalışmalar, radarlarla yapılan istihbarat, tele-metrik ölçüm (mesafe ölçümü) ve siber istihbarat çalışmaları zikredilebilir.

Provakasyon ve propaganda

Kışkırtma, aldatma yanıltma ya da öfkelendirme yolu ile, hedef teşkil eden gizli servisin, grubun veya şahısların planlanan bir amaca sevk edilmesini, söz veya davranışlarla bir açıklamada bulunmalarını sağlamak amacıyla tertiplenen bir istihbarat faaliyetidir.

Dezenformasyon

Gizli servislerce kamuoyu ve hedefin bulunduğu iletişim ortamına belirli bir amaca yönelik yanıltıcı, yanlış veya eksik bilgilerin pompalanmasıdır.” ( Avcı, 2004: 38-47 )

GÜVENLİKTE TSK’NIN ROLÜ

“211 Sayılı TSK İç Hizmet Kanunu’nun 35’inci maddesinde “Silahlı Kuvvetlerin vazifesi; yurt dışından gelecek tehdit ve tehlikelere karşı Türk vatanını savunmak, caydırıcılık sağlayacak şekilde askerî gücün muhafazasını ve güçlendirilmesini sağlamak, Türkiye Büyük Millet Meclisi kararıyla yurt dışında verilen görevleri yapmak ve uluslararası barışın sağlanmasına yardımcı olmaktır” (TSK )

Türk Silahlı Kuvvetleri, Genelkurmay Başkanlığına bağlı Kara Kuvvetleri Komutanlığı, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, Hava Kuvvetleri Komutanlığı ile barış döneminde İçişleri Bakanlığına bağlı olarak görev yapan ve sefer durumunda Kara ve Deniz Kuvvetleri Komutanlığı bünyesine dahil olan Jandarma Genel Komutanlığı ile Sahil Güvenlik Komutanlığından meydana gelmektedir. (TSK)

TSK milli mücadele yıllarında bakanlık statüsünde ve özerkti. Ancak, “1944’te yapılan 4580 Numaralı Kanun’la Genelkurmay Başkanlığı’nın özerkliğine son verildi ve başbakana karşı (barışta) sorumlu hale getirildi. Böylece asker, sivil otoritenin altına alınmış oluyordu. Bu sivil idare altına alma girişimine 1949’da çıkarılan 5398 Numaralı Kanunla devam edildi. Genelkurmay Başkanlığı Milli Savunma Bakanlığı’nın bir dairesi konumuna getirildi.(Erdoğan’dan akt. Akıncı, 2013:277)

TSK’nın güvenlik konusundaki kolluk görevleri önleyici ve adli olmak üzere tehdit boyutunda devreye girer. Bu görevlerinin müdahale yönünde olması, karar alma noktasında bir yetkisinin olmadığının da göstergesidir.

MGK (MİLLİ GÜVENLİK KURULU)

1982 Anayasası uyarınca 9.11.1983 tarih ve 2945 Sayılı Kanun ile oluşturulmuştur. 60 darbesinin akabinde çıkan 61 anayasası ile bu kurumun hem bürokrat hem askeri personel hem siyasilerden oluşmasında darbenin etkisi büyüktür. Bu yolla her kurumdan yetkili kişilerin olması, olası askeri darbelerin önüne geçmek ve oluşabilecek tehditleri her boyutta incelemek içindir.

Görevleri ise;

“- Devletin millî güvenlik siyasetinin tayini, tespiti ve uygulanması ile ilgili kararların alınması ve gerekli koordinasyonun sağlanması konularında görüş tespit eder.

– Devletin millî güvenlik siyaseti doğrultusunda tespit edilen millî hedeflerin ve hazırlanan millî plân ve programların gerçekleştirilmesine ilişkin tedbirleri belirler.

– Devletin millî güvenlik siyasetini etkileyecek millî güç unsurlarını ve ülkenin siyasî, sosyal, iktisadî, kültürel ve teknolojik durum ve gelişmelerini sürekli takip ederek değerlendirir. Millî hedefler yönünde güçlenmelerini sağlayacak temel esasları tespit eder.

– Devletin varlığı, bağımsızlığı, ülkenin bütünlüğü ve bölünmezliği, toplumun huzur ve güvenliğinin korunması hususunda zorunlu gördüğü tedbirleri tespit eder.

– Anayasal düzeni koruyucu, millî birlik ve bütünlüğü sağlayıcı, Türk Milleti’ni Atatürkçü Düşünce, Atatürk İlke ve İnkılâpları doğrultusunda ve millî ülkü ve değerler etrafında birleştirerek millî hedeflere yönlendirici gerekli tedbirleri belirler.

– Olağanüstü hâl, sıkıyönetim, seferberlik veya savaş hali için görüş tespit eder.

– Olağan hâl ile savaş, savaşı gerektiren ve savaş sonrası hallerde, kamu ve özel kurum ve kuruluşlar ile vatandaşlara düşecek topyekûn savunma, millî seferberlik ve diğer konulara ilişkin tedbir ve ödeneklerin kalkınma plân, program ve yıllık bütçelerde yer almasını sağlamak üzere gerekli esasları tespit eder.

– Devletin millî güvenlik siyasetinin öngördüğü hususlar ve topluma yönelik hizmetler ile topyekünsavunma hizmetlerinin gerektirdiği malî, ekonomik, sosyal, kültürel ve diğer konulara ilişkin tedbir ve ödeneklerin kalkınma plân, program ve yıllık bütçelerde yer almasını sağlamak üzere gerekli esasları tespit eder,

– Millî Güvenlik kapsamına giren konularda yapılan ve yapılacak uluslararası antlaşmalar hakkında görüş tespit eder. MGK, tespit ettiği bu görüş, tedbir ve esasları kurul kararı halinde Bakanlar Kuruluna bildirir ve kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirir.”

SONUÇ VE ÖNERİ

Geçmişten günümüze varlığını konuşturan güvenlik olgusu iç ve dış tehditlerin artmasıyla daha da ciddi bir hal almaya başlamıştır.

Artık terör örgütlerinin, göçmenlerin ve farklı ülkelerin zaman zaman aynı cümlede adının geçmesi de tedbir boyutu için farklı sistematiğe geçilmesini zorunlu kılmıştır. En nihayetinde bunlar somut deliller içermese de terör olaylarındaki faillerin uyruğunun farklı çıkması, farklı örgütlere üye olunması, yapılan eylemlerde kullanılan materyaller ve metodlar, sorunun kaynağına inilmesini zorlaştırmaktadır.

Ülke içindeki birimlerin bile birbirine karşı güvensizliği güvenliğin sağlanmasında güçlük ortaya koymaktadır. Özellikle istihbarat servislerine olan güvensizlik zaman zaman çeşitli ağızlar yoluyla belirtilmiştir. Nitekim Çağlar Gün’ün Gültekin Avcı’dan aktardığına göre, “Bülent Ecevit 1988 yılındaki bir röportajında ‘İstihbarat servisi ile fazla iç içe olmamak gerek, servisle fazla dayanışma ve servise inanmak siyaset adamını yanıltır’, Süleyman Demirel de: ‘MİT, Uganda’daki darbeyi haber verir, ama Türkiye’deki darbeyi haber vermez’ ” diyerek ülkenin geçmiş yetkilerinin güvensizlikleri dile getirilmiştir. Ancak, yine Avcı’dan aktarıldığına göre, diğer yandan da 1989-1991 yılları arasında başbakanlık etmiş olan Yıldırım Akbulut MİT’in önemini “Bugünkü aklım olsaydı, her gün sabah güne MİT Müsteşarı ile yapacağım kahvaltı ile başlardım” diyerek vurgulamıştır. ( Avcı’dan akt. Gün, 2014:113)

Günümüz tehditlerinin dinsel, mezhepsel, etnik, siyasi ve dahi tarihsel boyutlarda olması ve asimetrik tehditlerin çoğalması, bu konuda tedbirlerin de çok yönlü olmasının zorunluluğunu göstermektedir. Bu tehditler ise ülkeyi siyasi, ekonomik, toplumsal birçok zarara uğratmaktadır. Türkiye’nin güvenlik yapılanmasında yer alan bütün kurumların bu çerçevede birbiriyle eşgüdümsel olarak iletişimi ve organizesi sağlanmalı, bu bağlamda kurumların entegrasyonu ile bir bütün oluşturulması gerekmektedir. Bunun gerçekleşebilmesi için de kurumların tamamen homojen ve tarafsız bir şekilde olması ve yönetilmesi lazımdır. Böylelikle bunun tabii bir sonucu olarak ülke içinde bahsi geçilen güvensizlik ortamının kırılması amaçlanmalıdır. Bu bakımdan kurumlar ve birimler arası koordinasyon ve güven konusunun “güvenlikleştirilmesi” gerektiği sonucuna varılmalı ve bu yönde çalışmalar yapılmalıdır.

KAYNAKÇA

AVCI Gültekin, İstihbarat Oyunları, Birey Kitap, 2007’den Akt. GÜN Çağlar, Ulusal Güvenlik Politikalarının Belirlenmesinde İstihbaratın Rolü ve Önemi Yüksek Lisans Tezi, 2014:113

AVCI Gültekin, İstihbarat Teknikleri Aktörleri, Örgütleri ve Açmazları, Timaş Yayınları, 1. Baskı, 2004:38-47

AYDIN Mustafa, EREKER Fulya, Türkiye’de Güvenlik: Algı, Politika, Yapı, Uluslararası İlişkiler, Cilt 11, Sayı:43(Güz 2014), s.137

BİRDİŞLİ Fikret, Neoliberalizmin Ulusal Güvenlik Siyasaları Üzerindeki Etkileri ve Türkiye’nin Güvenlik Siyasası Üzerine Bir İnceleme, s.1

BUZAN Barry, People, States and Fear: An Agendafor International  Security Studies in the Post ColdWar Era, Great Britian, Harvester Wheatsheaf, 1991:19-20’den Akt. KÜÇÜKŞAHİN Ahmet, Güvenlik Bağlamında Risk ve Tehdit Kavramları Arasındaki Farklar Nelerdir ve Nasıl Belirlenmelidir?, Stratejik Araştırmalar Enstitüsü, Harp Akademileri Basımevi, Güvenlik Stratejileri Dergisi, Sayı4, 2006:11-12

ÇINAR Bekir, Devlet Güvenliği, İstihbarat ve Terör, SAM Yayınları ,  Ankara, 1997:61

Devlet İstihbarat Hizmetleri ve  Milli İstihbarat  Teşkilat Kanunu, Kanun No:2937 Kabul Tarihi:1.11.1983, Yayımlandığı Resmi Gazete:3.11.1983, Sayı:18210, Cilt:22, s.6190

ERDOĞAN  M., Silahlı Kuvvetler, Darbe ve Demokrasi, Yeni Türkiye, Yıl 3, Sayı  17, s.177’den Akt.  AKINCI Abdulvahap , Türkiye’de Askeri Vesayetin Tesisi ve Demokratikleşmeye Olan Etkisi,Akademik İncelemeler Dergisi, Cilt 8, Sayı 1, 2013:277

FİSHER Dietrich, Non Military Aspects of Security: A System’s Aprocach ( Dartmouth, UNIDIR andDartmouth Publishing Company, 1993) s.7’den Akt. İZCİ Rana, “Uluslararası Güvenlik ve Çevre”, Uluslararası Politikada  Yeni Alanlar Yeni Bakışlar, Derleyen: Faruk Sözmezoğlu, Der Yayınları, 1998:404

GÜN Çağlar, Ulusal Güvenlik Politikalarının Belirlenmesinde İstihbaratın Rolü ve Önemi Yüksek Lisans Tezi, 2014:70-111

KÜÇÜKŞAHİN Ahmet, Güvenlik Bağlamında Risk ve Tehdit Kavramları Arasındaki Farklar Nelerdir ve Nasıl Belirlenmelidir?, Stratejik Araştırmalar Enstitüsü, Harp Akademileri Basımevi, Güvenlik Stratejileri Dergisi, Sayı4, 2006:12

MİT Resmi Sayfası Tarihçe Bölümünden Akt, GÜN Çağlar, Ulusal Güvenlik Politikalarının Belirlenmesinde İstihbarat Rolü ve Önemi Yüksek Lisans Tezi 2014:111

NOFTSİNGER John B.- NEWBOLD Kenneth F.- WHEELER Jack K. , Understanding HomelandSecurity Policy, Perspective sand Paradoxes: Palgrave Macmillion, Newyork’dan Akt. YILMAZ Sefer, Türkiye’nin İç Güvenlik Yapılanmasında Değişim İhtiyacı, Ç.Ü. sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Cilt 21, Sayı 3, 2012:20

TSK Resmi Sitesi, (www.tsk.tr/TskHakkinda/TskGorevi) ve (www.tsk.tr/Tsk Hakkinda/KuvvetYapisi)  Erişim Tarihi:22.12.2016 AYDIN Mustafa, EREKER Fulya, Türkiye’de Güvenlik: Algı, Politika, Yapı, Uluslararası İlişkiler, Cilt 11, Sayı:43(Güz 2014), s.137

VALANTIN Jean-Michel, Küresel Stratejinin Üç Aktörü, Türkçesi;.Ömer Faruk Turan, Babıali Kültür Yayıncılığı, Haziran 2006, s. 19,20.’ Den Akt.KÜÇÜKŞAHİN Ahmet, Güvenlik Bağlamında Risk ve Tehdit Kavramları Arasındaki Farklar Nelerdir ve Nasıl Belirlenmelidir?, Stratejik Araştırmalar Enstitüsü, Harp Akademileri Basımevi, Güvenlik Stratejileri Dergisi, Sayı4, 2006:12

YILMAZ Sait, Özelleşen Güvenlik, Askerileşenİstihbarat ve Yeni Paradigma, s.2

YILMAZ Sait, Türkiye’de Ulusal Güvenlik ve Mit’deki Değişim, s.1

17

Paylaş:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir