S-400’ler Türkiye’ye Gelirken ABD’nin Türkiye’ye Karşı Planı Ne Olacak?

S-400’ler Türkiye’ye Gelirken ABD’nin Türkiye’ye Karşı Planı Ne Olacak?

Türkiye, bağımsız ve egemen bir devlet olarak ulusal çıkarları gereği uluslararası hukuk kaidelerine uygun olarak istediği ülke ile diyalog kurabilir ve geliştirebilir. Hiçbir ülkenin baskısı veya yaptırım enstrümanları ile Türkiye’ye yön vermesi mümkün değildir.
Son günlerde Türkiye’nin hava savunma ihtiyacını gidermesi bakımdan büyük önem arz eden Rusya ile varılan s-400 hava savunma sistemi anlaşması sonrası bilhassa ABD’den tepkiler ve tehditkar sözler gelmeye devam ediyor. Bugün sorulan en genel soru “S-400 lerin Türkiye’ye doğru yola çıkması durumunda ABD, Türkiye’ye ekonomik veya askeri yaptırım uygular mı şeklinde.”
Washington yönetimi, Türkiye’nin Patriot sistemi yerine S-400 leri tercih etmesini NATO kaidelerine karşı ihanet olarak değerlendiriyor. NATO’nun ittifak anlayışına göre üye ülkeler ancak ve sadece örgütün öngördüğü ve tedarik ettiği askeri teçhizatları ve teknolojileri kullanabilir.
ABD’nin Avrupa Kuvvetler Komutanı Curtis Scapariotti, Türkiye’nin Rusya’dan füze savunma sistemi satın alması durumunda F-35 savaş uçaklarının Türkiye’ye verilmemesi gerektiğini söyledi. Zaten ABD Başkanı Trump, S-400 lerin alınması durumunda Türkiye’ye
Son olarak Trump, ABD’nin 1974 yılında devreye sokmuş olduğu “Genelleştirilmiş Tercihler Sistemi” programından çıkarılması üzerine Temsilciler Meclisine mektup göndermesi Türkiye’ye karşı bir başka ekonomik zarar sürecinin başlangıcı yorumlarına neden oldu. Çünkü artık Türkiye, ABD’ye yapacağı ihracat mallarına gümrük vergisi ödemek zorunda kalacak. Bu da Erdoğan-Trump görüşmesinde mutabık kalınan iki ülke ticaret hacminin 75 milyar dolara ulaşmasına büyük engel olacak.
Başkan Trump bir iş adamı olması nedeniyle de ABD’nin çıkarlarına her zaman parapolitik veya ekopolitik ekseninden bakıyor. Dolayısıyla da Türkiye ile olan her anlaşmazlıkta ticaret savaşı eğilimi gösteriyor.
ABD, ciddi risk ve tehdit altında olduğu dönemlerde Türkiye’yi yalnız bırakmıştır. Bunun en somut örneklerinden biri 1962 yılında ortaya çıkan Küba krizinde Sovyetler Birliği’nin Küba’daki füzelerini çekmesi karşılığında Türkiye’ye yerleştirilmiş olan Jüpiter füzelerini Türkiye’nin haberi olmadan sökülmesidir. Bu tarih Türkiye’de özellikle toplumsal düzeyde ABD’ye olan güvenin sarsılmasına ve Amerikan aleyhtarlığının başladığı tarih olarak değerlendirilmektedir.
Bugünde ABD adeta Türkiye’ye karşı güneşli havada şemsiye verip, yağmur yağmaya başladığı anda o şemsiyeyi geri alma anlayışı ile hareket etmektedir.
Tarihten de gelen tecrübe ile Türkiye’nin topraklarını savunma hususunda sadece ABD’ye güvenerek hareket etmesi mümkün değildir, ayrıca bu Türkiye’nin çok yönlü diplomasi anlayışına tezatlık teşkil eder.
ABD’nin temel endişesi, Türkiye’nin savunma alanında müttefiklik ilişkisi kurmasıyla bölgede kendi çıkarlarına karşı bunun Rusya, İran ve Çin gibi ülkeleri de içine alarak pakt haline gelmesidir. Askeri ittifak anlaşmaları ekonomik anlaşmalar ile beraber siyasi entegrasyonun da temelini oluşturmaktadır.
Türkiye’nin mesajı net. Asla ABD karşıtlığını toplumsal düzeye yaymak veya ABD’ye karşı Rusya ile karşıt bir cephe oluşturmak değil. Türkiye sadece NATO ittifakı çerçevesinde ABD ile olan müttefiklik anlayışının gerçek anlamda her platforma uygulamasını istemektedir. Unutulmamalıdır ki, gerçek müttefiklik, olaylara ayrı değil, aynı pencereden bakmayı gerektirir. Esas Türkiye’ye karşı terör faaliyetlerine devam eden PYD/PKK gibi terör örgütlerine dost ve müttefik olarak bakan Washington yönetiminin samimiyeti ve gerçek niyeti üzerinde düşünülmesi gerekmektedir.
Türkiye, coğrafyasında devam eden taktik kararlar girdabında uzun vadede gerçek çıkarları sezinleyip, bunu gerçekleştirmek için uygun stratejileri tüm baskılara rağmen geliştirmeye devam edecek.



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir