Analiz,  Enerji,  Genel,  Savunma

Nükleer Enerjinin Geleceği

 

 

Giriş

Ülkelerin sosyal ve ekonomik yönden kalkınmasında temel girdi olan enerji, aynı zamanda ekonomik gelişme ve refah seviyesinin de bir göstergesidir. Kalkınma ve refaha erişme ölçütlerinin başında toplumun kişi başına ürettiği-tükettiği enerji miktarı gelmektedir. En temel üretimlerin arttırılmasında dahi daha fazla enerjiye ihtiyaç duyulmaktadır. Haliyle Büyüyen ekonomilerin enerji arz- talebi sürekli artmaktadır. Yeterli enerji artışı olmadan üretim, üretim olmadan da GSMH artışı yaşanmayacağı için enerji talebi artışı, GSMH artışı ile de doğru orantılı olmaktadır. (Hamilton, 1988,1996, 2000; Davis ve Haltiwanger, 2001)

Dünyada enerji üretiminin yaklaşık olarak %64,5’i fosil yakıtlar (%38,7 kömür, %18,3 gaz, %7,5 petrol), %16,6’sı hidrolik enerji, %17,1’i nükleer enerji ve %18’i yenilenebilir enerji kaynaklarından gerçekleşmektedir. 2035’e kadar enerji talebinin %30 artması beklenmektedir. (Şekil 1) Enerji talebindeki artış, hem sürdürülebilir enerji kullanımını gerekli kılmaktadır (BP, 2017:5). Hem de Dünya fosil yakıt rezervleri hızla tükenmektedir. Petrolün 40, doğalgazın 62 ve kömürün ise 216 yıllık ömrü kaldığı ifade edilmektedir. Doğalgaz için de durum pek farklı değildir.

BP’nin Enerji Görünümü 2017 yılı raporuna göre, küresel enerji talebinde 2035 yılına kadar %30’luk bir artış gerçekleşecektir

(BP, 2017)  

                                                                          

                                                   Şekil 1. Dünya Toplam Birincil Enerji Tüketimi 1980-2050 (Katrilyon Btu)

 

Enerji iktisadi gelişmişlik açısından yaşamsal bir ehemmiyet taşıdığı gibi kalkınmanın sürdürülebilirliği için de hayati derecede öneme sahiptir. Halihazırda enerji talebini ciddi oranda karşılayan petrol ve doğalgaz fiyatlarındaki artışlar, dalgalanmalar ve spekülasyonlar ile ucuz enerji ve istikrarlı fiyat dönemi bitmiştir. (Duffey, 2005: 537) Petrol ve Doğalgaz gibi temel enerji kaynaklarının yoğun olduğu Ortadoğu ülkelerinde yaşanan siyasi ve sosyal istikrarsızlıklar ise enerji temininde risk algısını yükseltmiş ve yeni alternatifler geliştirilmesi yönünde tüm dünyada bir hassasiyet oluşturmuştur.

Tüm bu gelişmeler dünyayı nükleer enerjiye, nükleer santrallere yönlendirmektedir. Haliyle, alternatifler arasında kaçınılmaz olarak nükleer enerji yoğun bir yer tutmaktadır.

 

Nükleer Enerjinin Bugünü ve Yarını

Nükleer Teknolojinin endüstrideki yeri çok önemlidir. Sanayi araç gereçleri ve ürünlerindeki kaçak ve çatlakların tespit edilmesi ile verimin arttırılması için radyoaktif izleyiciler kullanılmaktadır. Tarım ve hayvancılık alanında nükleer teknoloji kullanılarak genetiği hastalıklara karşı dayanıklı bitkiler geliştirilmektedir. Işınlama teknolojisiyle gıda koruma ve kalitenin arttırılması ile ilgili çalışmalar yapılmaktadır. Nükleer tıp alanının oluşmasıyla kanser gibi birçok hastalığın teşhis ve tedavisi kolaylaşmıştır. Endüstriyel atık, su atıkları ve çamurların ışın hızlandırıcı teknolojiler kullanılarak arıtımı kaynakların ve canlıların sağlığının korunmasına yardımcı olur. Gübreleme ve biyolojik katı yağların üretilmesini sağlayarak toprak koşullarını iyileştirmede kullanılır. Radyasyon teknolojileri, yüksek kaliteli su üretiminde en önemli teknolojilerden birisi haline gelecektir. Nükleer santraller ise bulunduğu ülkenin enerji ihtiyacının önemli bir kısmını gidermekte ve dışa enerji bağımlılığını azaltmaktadır. Petrol-doğalgaza bağımlılığı azaltan nükleer enerji özellikle gelişmiş batılı ülkelerde kullanılmaktadır. Dışa bağımlı ülkeler nükleer enerji sayesinde kalkınma ve gelişme hızlarını arttırabilmişlerdir. Enerji bağımlılığı yüksek, petrol ithalatçısı ülkelerin cari açıklarındaki farklar gözle görünür şekilde azalmıştır.

Dünya enerji kullanımında nükleer santraller önemli bir yere sahiptir. 20. yüzyılın en önemli enerji kaynaklarından biri olan nükleer, teknolojik gelişmelerle birlikte büyüme göstermiştir (Er ve Sunal, 2008: 193). Nükleer enerji talebi günümüzde artan bir seyir izlemektedir. Dünya enerji görünümü hızla değişmekte, nükleer ve hidroelektrik enerjiyle birlikte yenilenebilir enerjinin rekabet gücünde hızlı gelişmeler yaşanmaktadır (BP, 2017: 4). Önümüzdeki 20 yıl içinde enerji kaynaklarındaki büyümenin yarısını nükleer ve hidroelektrik enerji ile yenilenebilir enerji kaynaklarının oluşturması beklenmektedir. Dünyada 56 ülkede 284’ü araştırma için, 723 nükleer reaktör bulunmaktadır. Yanı sıra 250’den fazla gemi ve denizaltı nükleer enerji ile hareket etmekte, Rusya’nın 460 nükleer denizaltısı her biri 2 reaktör taşıyarak denizlerde dolaşmaya devam etmektedir. Dünya üzerinde yerin altına gömülmemiş 715 araştırma reaktörü bulunmaktadır. Nükleer olmayan çok az sayıda ülke kalmıştır (Laçiner, 2006).

 

 

                                                          Şekil 2. Dünyadaki nükleer santrallerin coğrafi dağılışı

Ülkelerin cari açık vermeden rekabetçi ve sürdürülebilir şekilde bir büyüme sağlayabilmesi için enerji politikalarını zorunlu olarak nükleer enerji içerecek şekilde kurması gerekmektedir. Dünyanın en gelişmiş ülkelerinin elektrik enerjisi üretimlerinin önemli bir kısmını nükleer santrallerden sağlaması, nükleer santrallerin önemini koruyacağının göstergesidir (BP, 2017: 4). Nükleer teknolojiyi ülkeler hem temiz elektrik üretiminde hem de yüksek seviyede bilimsel araştırmalarda, askeri, tıp ve tarım gibi alanlarda iyileştirme ve geliştirme çalışmalarında kullanabilmektedirler (Er ve Sunal, 2008: 193).

 

Şekil 3. 2017 ve 2019 yıllarında inşaatı devam eden Nükleer Santraller

 


Şekil 4. Dünyada işletmede olan Nükleer enerji santrali sayısı (1997-2019)
 

Hindistan, Japonya, Çin, ABD, Kanada ve Norveç gibi ülkeler elektrik üretiminde daha güvenli olan toryumun kullanılması için projeler geliştirmektedir (Eroğlu ve Şahiner, 2017: 23). Nükleer teknoloji ise 50 yıldan uzun süredir kullanılan olgun bir teknolojidir. Nükleer enerji teknolojisindeki yeni gelişmeler sürdürülebilir enerji geleceği sebebiyle nükleerin rolünü arttırmada büyük potansiyel barındırmaktadır. Yeni nesil Nükleer reaktörler, teknolojide olgunlaşmış, emniyet açısından yüksek olduğu gibi yatırım ve elektrik üretimi maliyetleri de düşüktür. Termal nötron reaktörü, uranyum kullanım oranı çok düşük reaktör türü olarak dikkat çekmektedir. Günümüzde 1974’teki santral elektrik üretiminin nerdeyse iki katına ulaşılmıştır. Nüfusla beraber artan enerji talebini CO2 emisyonundan kaçınarak arttırmanın en verimli yolu olduğu için bu oranın daha da artacağı öngörülmektedir.

Şekil 5. Dünya Elektrik Planlaması (Arık ve Turan, 2006:25)


Önder ve Gündüz (2017) tarafından yapılan çalışmada Hindistan, Hollanda, Japonya, Kore, İsviçre ve İsrail gibi ülkelerde nükleer enerjinin GSYH’yi etkilediği sonucuna ulaşılmıştır. Wolde-Rufael (2010) yaptıkları çalışmada 1969-2006 yıllarında Hindistan’ın ekonomik büyümesinde nükleer enerji tüketiminin pozitif etkisini ortaya koymuştur (Şimşek ve Aydın, 2018: 730). Dolayısıyla nükleer enerji ekonomik büyümeyi etkilemekle birlikte enerji arz güvenliği açısından da stratejik öneme sahip bir enerji kaynağı olarak dikkat çekmektedir. Bu kaynağa sahip ülkeler diğer ülkelere nazaran iktisadi ve siyasi bakımdan bir üstünlük elde edebilmektedirler (Akbaş, 2013: 22). Nükleer enerjinin üretimdeki payı Batı Avrupa ülkelerinde %13, Kuzey Amerika’da %9, OECD ülkeleri için %10 olurken gelişmekte olan ülkeler için %1’den azdır. Dünya Nükleer Ajansı (WNA) istatistik verilerine göre, 1 Nisan 2010 itibarıyla, dünya nükleer reaktörlerinin inşa aşamasında olan, planlanan ve teklif edilen nükleer güç sayısı artmıştır.

Şekil 6. Yapım aşamasında olan nükleer reaktörlerin bölgelere göre dağılımı (2004-2014)

Asya’yı inceleyecek olursak, Güney Kore ve Çin gibi hızla yükselen ülkeler nükleer santraller inşa etmeye devam etmektedir. Nükleer enerji ülkelerin birbirlerine karşı üstünlük sağlamada kullanabildikleri bir araçtır. Ayrıca ülkelere ekonomik ve mali getiri sağlayarak ülkelerin kalkınmalarını sağlama potansiyeline sahiptir (Bahçe ve Gümüş,2016:127). 

Şekil 7. İnşaatı planlanan reaktörler (2017)

2013 sonu itibariyle dünyada faaliyet gösteren nükleer santrallerin %80’den fazlası  20 yıl ve daha uzun süredir çalışma halindedir. (IAEA, 2013: 18). ABD’de faaliyet gösteren 99 reaktörden 73’ü 2014 yılı sonu itibariyle 20 yıllık lisans yenileme almıştır (IAEA, 2015). Dünyada işletmede olan reaktörlerin büyük bir kısmı 30 yaşın altındadır (Şekil 8). Yani, Santrallerin ömrünün 40-60 sene olduğunu da varsayarsak, halihazırda çalışan santrallerin bile birçoğunun 30 seneye yakın ömrü bulunmaktadır. (Güneş ve Rüzgar Enerjisi santrallerinin ortalama ömrü 20 senedir.)

Şekil 8. 2014 yılı itibariyle işletmede olan reaktörlerin yaş dağılımı  

Sera gazı salınımlarındaki büyük düşüşün nükleer enerji ile sağlanabileceği aşikâr olmakla beraber Nükleer enerjinin hidrojen ekonomisiyle olan bağları da önemlidir. Gelecek, Hidrojen Çağı olabilir (Duffey, 2005: 542). Elektrik nihai enerji tüketimindeki payını büyüttükçe, özellikle de elektrikle araçların kullanımındaki devam eden yükseliş ile nükleer enerjinin yerinin pekişeceği kaçınılmaz gerçektir.

 

Şekil 9. Küresel birincil enerji tüketiminde yıllara göre beklenen artış (2015-2050) (katrilyon Btu)

 

Sonuç

Dünyamız bir süredir Küresel Isınma sorunuyla uğraşmaktadır. İklim değişikliğiyle beraber gelen afetler birçok can almakta, binlerce insanı evsiz bırakmaktadır. Gelecekte bu sayının milyonları bulması beklenmektedir. BP gibi birçok uluslararası kuruluşun da tahmin ettiği gibi, 2050’ye kadar nüfusun ve gelişmişliğin artışıyla, enerji talebinde ciddi artışlar yaşanması beklenmektedir. Hayatımızı her yönden etkileyen enerji sorununu sürdürülebilir ve çevreci olarak karşılayabilmenin en cazip yolu Nükleer Enerji olarak karşımıza çıkmaktadır. Haliyle, Şekil 9.’da olduğu gibi, kötümser tahminlerde bile nükleer enerjinin en kötü ihtimalle yerinde sayması beklenmektedir.

Nükleer enerji yalnızca enerji yapısı üzerinde değil, aynı zamanda küresel ekonomi ve politikada da büyük etkiye sahiptir. Nükleer üretimde ilk sırada olan on ülkenin çoğu uluslararası ilişkilerde güçlü ülkelerdir. Bu ülkelerin gücünü belirleyen faktörlerden birinin nükleer enerji olduğu söylenebilir. Bu ülkeler arasında meydana gelebilecek muhtemel çatışmalar dünya ekonomilerini ve piyasalarını sarsacak ölçüde yıkıcı olabilir. Bu yıkıcı etki tüm tarafları büyük oranda olumsuz etkileyeceğinden, nükleer enerji ve teknoloji böylesi bir çatışmadan uzak durmayı sağlayacak caydırıcı bir güce de sahiptir. Nükleer enerji teknolojileri artık elektrik üretiminin yanı sıra endüstri, tarım, tıp, çevre koruma, savunma sanayi vb. birçok alanda aktif olarak kullanılmaktadır. Nükleer enerjinin tehlikeli olduğunu öne sürerek bu alana girilmemesi gerektiğini iddia etmek, en iyi niyetle, cahillik olabilir. Bu mantıkla yolan çıkan birisinin sığınakta veyahut mağarada yaşaması beklenir. Çünkü yanıcı, tehlikeli ve zararlı kömür-petrol üzere kurulu bir dünya düzenini kabullenmesi akıl dışı gözükmektedir.

Yukarıda birçok örnekte incelediğimiz gibi, Halihazırda inşaatı devam eden birçok nükleer santral olduğu gibi (yeni teknolojilerle tahmini ömürleri 60-80 sene) işletme halindeki çoğu santral de henüz 30 seneye yakın ömre sahiptir. Ayrıca fosil kaynakların tükenmeye başladığı, karbon emisyonunun sıkıntılara yol açtığı bir dünyada iyiden iyiye artacak olan enerji talebini karşılamak için dünya nükleer enerjiyi zorunlu olarak tercih etmiş olarak gözükmektedir. Yalnızca Elektrikli araç endüstrisinin enerji talebini karşılayabilmek için AB’nin gelecekte 50 tane daha nükleer santrale ihtiyaç duyacağı tahmin edilmektedir. Yani, Bugün bir bilim adamı ‘’Nükleer santrallerin ürettiği elektriği aynı şartlarda şu metotla karşılayabiliriz.’’ demedikçe Nükleer enerji en azından yarım asır daha bizimle olması beklenmektedir. (Şekil 5.) Anlamsız Çevrecilik propagandalarını bir kenara bırakıp ilmi açıdan bakarsak; Gelecek Nükleerde!

 

Kaynakça

1-) Aylık Enerji Bülteni TSKB Ekonomik Araştırmalar Mayıs 2021 #36

2-) Engin N. (2013). Nükleer Enerji Gelecekteki Enerji İhtiyacına Çözüm Olabilir Mi, Marmara Coğrafya

Dergisi Sayı: 27, OCAK- 2013, S. 575-591

3-) Harunoğulları, M. (2019). Nükleer Enerji ve Geleceği, Coğrafi Bilimler Dergisi 17(1), 110-145

4-) Kerem A. (2014). Elektrikli Araç Teknolojisinin Gelişimi ve Gelecek Beklentileri, Mehmet Akif Ersoy

Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Dergisi 5 (1): 1-13 (2014)

5-) Yavuzaslan K. (2019). Türkiye’nin Enerji Politikalarının, Nükleer Enerji Tercihindeki Etkisi, Adnan

Menderes Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Cilt: 5, Sayı: 3 (Sf. 38-57)

6-) Yıldırım M. ve Örnek İ. (2007). Enerjide Son Seçim: Nükleer Enerji, Gaziantep Üniversitesi Sosyal

Bilimler Dergisi 6(1):32-44

Paylaş:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir