Analiz,  Enerji,  Genel

MERKEL’E VERİLEN DESTEĞİN DÜŞÜŞÜNDE MÜLTECİLERİN ETKİSİ

*CDU ve Merkel’in uyumu nasıldır?
*Merkel’e verilen desteğin artması sürecinde yaşananlar nelerdir?
*Mültecilerin Merkel’e politikadaki etkileri nelerdir?

Giriş
Yeni Zelanda’da iki camiye yönelik gerçekleştirilen saldırıda 50 Müslüman hayatını kaybetti. Saldırıyı gerçekleştiren teröristin ise olaydan hemen önce yayımladığı manifestoda iki Müslüman yöneticinin (Erdoğan ve Khan) isimlerinin yanı sıra Merkel’in isminin de öldürülmesi gerekenler arasında sayması dikkat çekiciydi. Zira katil, Merkel’i mültecilerin Avrupa Birliği (AB)’ne girişini kolaylaştırması sebebiyle suçluyordu. Bu olay bize Merkel’in sadece AB ya da Almanya’da değil dünya çapında tepkileri üzerine topladığını göstermektedir.
Merkel görev aldığı süre boyunca dünya siyaseti için önemli bir karakter olmuştur. Pek çok kilit noktada mühim roller üstlenmiş, AB’yi ve Almanya’yı ileriye taşıyarak istikrarın baş mimarlarından biri olmuştur. Liderliği tartışmasız bir konuma ulaşmıştır; ancak Merkel’e verilen desteğin yükselişi bilhassa Suriye’den gelen göçmenlerle son bulmuş ve destek azalmaya başlamıştır.
Perspektif, göçmenlerin Merkel üzerindeki etkisine odaklanacak olup süreç içerisinde Merkel’e verilen desteğin yükselişini, düşüşünü ve sonuçlarını ele alacaktır. Türkiye, AB ve Almanya ilişkilerinin geleceğini oldukça yakından ilgilendiren mültecilerin politik etkisini incelemek bu anlamda mühimdir.
Christlich Democratische Union Deutschlands (CDU- Hristiyan Demokrat Birliği) ve Merkel
1945 yılında kurulan CDU, Almanya’nın AB’ye uyumunu sağlama, süper güç olan ABD ile iyi ilişkilere sahip olma, komünizm ile mücadele etme, ekonominin gelişmesi için liberal politikayı destekleme, Hristiyanlar arasında mezhep ayrımı yapmadan birleştirebilme gibi temel hedeflere sahip olmuştur (www.cdu.de). Kurulduğu yıldan beri Almanya meclisinde güçlü bir konumdadır. İtalya, Belçika, Lüksemburg, Hollanda gibi diğer AB ülkelerinde de aynı amaçları taşıyan Hristiyan demokrat partiler bulunmaktadır. Bu Hristiyan demokrat partilerin temel amacı AB’yi koordine etmek ve birleştirmektir. AB için ilk adım atıldığı yıllarda daha aktif olmalarına rağmen ilerleyen yıllarda etkileri azalmıştır (Morisi, 2004). Fakat yine de Almanya’daki CDU’nun AB içerisinde yetkin olmasında AB içi CDU tabanının bulunması liderlik pozisyonunu kolaylaştırmıştır denilebilir. Angela Merkel ise 2000 yılında, partinin 7. başkanı olmuş ve 2005 yılında da şansölyelik görevini üstlenmiştir.
Angela Merkel, 1954 yılında Almanya-Hamburg’da (Batı Almanya), Evangelist bir ailenin ilk çocuğu olarak dünyaya geldi. Merkel’in doğumundan sonra ailesi Doğu Almanya’ya, Brandenburg’da Templin’e taşındı. Komünizm düşüncesi Doğu Almanya’da daha yaygındı ve oradaki kilise Merkel’in babası Horst Kasner’ı göreve çağırdı, komünizmin yayılmasını önleme çabalarına destek vermesi amacıyla göreve çağırdı. Burada, Merkel’in antikomünist bir ailenin içine doğmasıyla, CDU tabanına uygun bir kişisel özelliğinin uyuşması görülmektedir.
Brandenburg Templin’de doğanın içinde, fazla nüfusun olmadığı bir bölgede çocukluğunu geçirdi. Okul yıllarında çok göze çarpmayan; ancak sosyal yönü kuvvetli bir karaktere sahipti. İngilizcesi, Rusçası ve matematiği iyiydi. 1973’te Leipzig’deki Karl Marx Universitesi’nde fizik bölümüne başladı. Okuldaki tez çalışması başarılıydı ve CDU politikacılarından Gerd LAngguth, Merkel’i fark etti. Merkel’in siyasette olması özgürlük, farklı fikirler ve bilim gibi alanlara da yer açtığından önemli olabilirdi. Daha sonra Berlin’de bilim akademisinde çalışmaya başladı. 1989’da Democratic Awakening (DA)’de rol almaya başladı ve komite üyesi oldu. Daha sonra DA ve CDU birleşti. 1990 yılında Alman Devlet Basın Ofisi’nde müsteşarlık, 1994 yılında Çevre, Doğa Koruma ve Reaktör Güvenliği bakanı, 1998 yılında CDU’nun genel sekreteri, 2000 yılında partinin genel başkanı, 2005 yılında da şansölye görevlerini üstlendi (Müller, 2015). Ardından 2009, 2013 ve 2018’de yeniden başbakan seçildi fakat artık daha fazla ününü koruyamadı ve yine 2018 yılında partinin başkanlığından istifa ederek 2021 yılında siyasetten tamamen ayrılacağını açıkladı. Parti başkanlığı görevine ise Annegret Kramp-Karrenbauer geldi.
Merkel’e Verilen Desteğin Yükselişi
Almanya’nın ekonomisi, hukuku, güç paylaşımı, güvenlik üzerine aldığı önlemler, yetki devri ve yönetim stratejileri AB’ye göre düzenlenmiş olup ve gerçekte de uygulanabilir olmasıyla zamanla AB içerisinde büyük bir güç ve başarı elde etmiştir. Neticesinde AB’de, lider pozisyonunu üstlenmiştir. Almanya’daki CDU’nun da bu sebeplerle diğer ülkelere göre daha fazla saygınlığının olması anlaşılabilir bir durumdur. Merkel de zaten profili iyi olan bir partinin içerisinde krizleri yöneterek, AB’nin birçok sorumluluğunu üstlenerek yıldızını daha da parlatmıştır ve daima hem iç politikalarında hem de dış politikalarında (AB içi politikalarda) aynı uyumu yakalayıp dengeli kararlar almıştır. Aldığı kararlarda da üstün bir başarı sergilemiş ve Forbes tarafından sekizinci kez dünyanın en güçlü kadını seçilmiştir. Merkel’in başarılarını kısaca şu şekilde sıralayabiliriz:
• Almanya’nın ilk kadın ve en uzun dönem şansölyesidir. Olaylara karşı acele adım atmayan ve faydacı yaklaşımlar sergileyen bir liderdir. Kadın olması sebebi ile aile politikalarına bakış açısı daha faydalı ve başarılı olmuştur (Wahl, 2011).
• Rusya ile olan ilişkileri yönetmek hususunda oldukça sakin ve başarılı davranmıştır. Yeri geldiği zaman Putin’i açıkça eleştirmiştir. Genel olarak ekonomi temelli iyi ilişkiler kurmuştur. Fakat 2013 Ukrayna krizinde politik adımlar da atılmış ve Merkel’in krizi atlatabilmesi büyük bir başarı olarak görülmüştür. Ostpolitiği zedelememiştir (Forsberg, 2016). Bu durum da kendisini AB içerisinde Rusya ile anlaşma hususunda tek kılmıştır. Doğu Almanya’da büyümesi ve Rusçasının iyi olması Ruslar ile iletişimini kuvvetlendirmede etkili olmuştur.
• Almanya’nın finans krizine rağmen ekonomisini iyi yönetmiş ve büyütmüştür. Bu durum AB’ye de yansımıştır. Yıllardır özellikle Akdeniz Avrupa ülkelerinde ekonomik problemler görülmektedir. Bu süreç içerisinde Merkel, Avrupa Merkez Bankası ve IMF ile olabildiğince iyi çalışmalar yürütmüştür. Ekonominin iyi yönetilmesi çabası politik süreçte Merkel’e güç ve destek olarak geri dönmüştür (Bernhard & Leblang, 2016).
• Almanya’nın AB içerisinde lider pozisyonunda olmasına daha önce değinilmişti, Merkel de bu durumu başarılı bir şekilde devam ettirmiştir.
• ABD ile ilişkilerini özellikle Obama döneminde iyi tutmuştur; ancak Trump’ın gelişiyle birlikte ilişkiler kötüye gitmiştir.
• AB içinde hiçbir ülke başkanı mülteci problemine dair sorumluluk almazken Merkel bu görevi üstlenmiştir.
• Libya krizinde Merkel’den AB adına ve Almanya adına beklentiler artarken, Merkel, krizden ve NATO askeri müdahalesinde alınan kararlardan ısrarla uzak durmak istemiştir. Bu dönemde Merkel’in politikasının öngörülemez ve belirsiz olduğuna dair söylentiler çoğalmıştır (Oppermann, 2012). Ukrayna krizinde de işgal karşıtı bir tavır takınmıştır. Ayrıca İsrail Filistin çatışmasında da İsrail’in işgalini tanımamaktadır. Örneğin Golan Tepeleri hususunda AB’den, İsrail’i bölgede tanımadıklarına dair istikrarlı bir açıklama gelmiştir (www.haberturk.com). Merkel her ne kadar çekimser bir profil çiziyormuş izlenimi bıraksa da aynı zamanda savaş karşıtı ve statükocu bir lider olarak güvenilirliğini pekiştirmiştir.
• Daha önce çevre bakanı (kısaca) olan Merkel, Fukuşima nükleer kazasında yaşananları göz önünde bulundurarak ülkesindeki nükleer santralleri kapatma kararı almıştır (Wittneben, 2011). Her ne kadar santral sahipleri bu durumdan hoşnut olmasa da ülkede yeni istihdam alanları oluşmuştur. Bu durumda hem çevrecilerin hem de işçilerin takdirini kazanmıştır.

Merkel’e Verilen Desteğin Düşüşü

Kaynakça: https://www.ocregister.com/2015/08/29/germany-divided-on-merkels-open-door-policy-with-migrants/
2011 yılında Suriye’de başlayan iç savaş sekizinci yılına girdi. Esad yönetimine karşı ayaklanmalar başladı ve muhalif güçler ile Esad güçleri arasında çıkan çatışmalarda binlerce insan hayatını kaybetti. Birçok insan da ülkesini terk etti. Göç edenlerin büyük bir kısmı Türkiye’de kalırken bir kısmı da Türkiye’yi bir geçiş ülkesi gibi görerek ve AB’ye doğru yola koyuldu.
Almanya her zaman için göçmenlerin daha iyi ekonomik şartlara sahip olduğu başlıca ülkelerden biri olmuştur. Bu yüzden de göç konusu daima gündemde kalmıştır. AB içerisindeki ülkelerden bile Almanya’ya göç yaşanmaktadır ve bu durumun minimuma indirilmesi için Almanya, AB içindeki ekonomik gelişmeye daima önem vermiştir. Türkiye’yi geçiş ülkesi olarak gören mülteciler Almanya’ya gitmeye çabalamaktadır; ancak Suriyeli mültecilerin Almanya’ya gelişi durumu karmaşıklaştırmıştır. Çünkü gelen kişiler kültür, din, dil ve ırk olarak kendilerinden oldukça farklı görülmektedir.
İlk gelen mülteciler ülkede çok iyi karşılandılar. Eyaletlere yerleştirilmeleri, sağlık kartlarının çıkartılması, maddi yardım, uyum programları, iş programları gibi alanlarda Merkel mülteciler için ülkede koordineli bir şekilde çalışmaya çabaladı. Almanya Avrupa’nın ve dünyanın yardımsever ülkesi konumuna gelmeye başladı; ancak zaman içinde durum tersine döndü. Çünkü mülteciler üzerine uzun vadeli plan yapılmamıştı, çok fazla sayıda mülteci Almanya’ya akın etti ve uyum süreci çok zorlaştı. Mülteciler adına yapılan masraflar da arttı. Bu durum Almanya’da ve AB’deki pek çok ülkede şiddetli tartışmaların ana gündem maddesi haline geldi. Merkel probleme yeni çözüm yolları bulmaya çalıştı. Dublin anlaşması üzerine ağırlık verildi. Balkan ülkeleri güvenli ülke statüsüne çıkartıldı ve Balkanlar’dan gelen göçmenler ülkeye kabul edilmedi (Mushaben, 2017).
Almanya’da yıllara göre mülteci sayısı
2011
2,634
2012
6,201
2013
11,851
2014
39,332
2015
100,248
Kaynak: (Bayraklı & Keskin, 2015)
2015 yılından itibaren ise Merkel’in gücü değil de güçsüzlüğü konuşulmaya başlandı. Çünkü ülkeye yüzlerce mültecinin girişine yardımcı oldu ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile çeşitli anlaşmalar düzenledi. Bu anlaşmalar çerçevesinde Türkiye’ye AB’ye girebilmesi için vaatlerde bulunurken, Türkiye’ye mültecilere kendi toprakları içinde yardımcı olması için maddi destek sağlama vaatlerinde bulundu. Mültecilere yapılan bu yardımlar ve Türkiye ile AB yönünde iş birliği yapılması pek çok kişi tarafından olumsuz karşılandı; zira Türkiye’nin AB üyesi olmasını istemiyorlardı.


Müslümanların AB’nin kapılarını zorlayarak içeriye akın etmesi, sayılarının gittikçe artması AB’de kimlik çatışmalarına ve nefrete yol açmıştır. “Almanya’ya kaçan mültecilerin sayısının 1 milyona yaklaşması Almanya’da yabancı karşıtlığının artmasından bu karşıtlığın siyasi alanda daha fazla görünür olmasına, mültecilerin ülke ekonomisinde yarattığı etkiden Avrupa bütünleşmesinin temel değerlerinin sorgulanır hale gelmesine kadar birçok sorun yaratmıştır.” (Aras & Sağıroğlu, 2018). Bu durumda şu örnekler nefreti şiddetlendirmiştir: 2016 yılındaki yeni yıl kutlamalarında göçmenlerin, Alman kadınları taciz etmesi ülke çapında geniş yankı bulmuştur (Mushaben, 2017) ve Almanya’da göçmenler sebebiyle suç oranındaki artış da insanları korkutmaya başlamıştır böylece göçmen karşıtlığı yükselişe geçmiştir.
Halk da zaman içinde mültecilere kucak açmak yerine mültecileri dışlamaya başlamıştır. Kıta içerisindeki huzuru kaçıran mülteci grubuna AB üyeleri yardımcı olmak istememiş ve Merkel’in mültecileri ülkelere göre paylaştırma düşüncesine katılmamışlardır. Ülke içinde ve dışında Merkel’in ısrarcı tavırları karşısında tepkiler ve protestolar yükselmiştir. Merkel, Trump gibi duvar örmemekte ya da kapıları kapatmamakta direnmiş ve sonuç olarak AB üyeleri içindeki saygın pozisyonunu kaybetmeye başlamıştır. Kısa bir süre öncesinde de parti başkanlığından istifa etmek istediğini söylemiş ve yerine Annegret Kramp Karrenbauer seçilmiştir. Başbakanlık görevi bittikten sonra ise siyasete devam etmesi beklenmemektedir.
Diğer siyasiler bu durumu kendi lehine çevirmiş ve örneğin AfD (Alternative für Deutschland – Almanya için Alternatif) partisi oylarını arttırarak meclise girmiştir. Bu partinin düşünceleri ise CDU ile zıtlık içermektedir. AB’ye şüphe ile yaklaşan, entegrasyon odaklı değil ırkçılığa sıcak bakan, göçmen karşıtlığı ve İslamiyet karşıtlığı ile somutlaşmış durumdadır. Mülteci krizine dair çözüm önerileri de: “Avrupa sınırlarının kapatılması, Almanya’nın ülke sınır kontrollerini artırması, mülteciler için kurulacak kampların Almanya dışında olması, Alman kültür ve dilinin dikkate alınarak çok az sayıda mültecinin Almanya’ya tamamen entegre olması…” (Aras & Sağıroğlu, 2018) şeklindedir.
Sonuç
Merkel AB içerisinde ve Almanya’da uzun yıllar oldukça etkili bir lider olmuştur. Fakat mülteciler konusundaki ısrarı kendi sonunu getirmiştir. Mülteciler için geniş çaplı bir politika yapılmaması AB ve Almanya içinde şiddetli tartışmalara sebep olmuştur. Zira mültecilerin sayısının artması AB’nin kimlik problemi yaşamasına, suç oranlarının artmasına, ırkçılığın ve islamofobinin yükselişe geçmesini tetiklemiştir. Merkel’in ise tavrından taviz vermemesi (Çok geç geri adım atmıştır: Türkiye ile anlaşmalar yapmaya çalışması ve ülkeye alınan mülteciler üzerine sınırlar getirmesi gibi) kendi kariyerinin sonunu getirmiştir. Neticesinde de CDU ile temel hedefleri zıtlık içeren AfD partisi halk tarafından destek kazanmıştır.

Kaynakça: https://www.spectator.co.uk/2018/11/angela-merkel-is-on-her-way-out-and-so-is-her-vision-for-the-eu/
Kaynakça
Aras, İ., & Sağıroğlu, A. (2018). Almanya ve Suriyeli Mülteci Krizi. Uluslararası İlişkiler ve Diplomasi Dergisi, 105-116.
Bayraklı, E., & Keskin, K. (2015, Kasım). Türkiye, Almanya ve AB Üçgeninde Mülteci Krizi. Analiz. İstanbul: Seta.
Bernhard, W. T., & Leblang, D. (2016). Sovereign Debt, Migration Pressure, and Government Survival. Comparative Political Studies, 907-938.
CDU. (2019, 03 23). CDU. CDU: https://www.cdu.de/partei/geschichte adresinden alındı
CDU. (2019). History of the CDU. CDU: https://www.cdu.de/partei/geschichte adresinden alındı
Forsberg, T. (2016). From Ostpolitik to ‘Frostpolitik’? Merkel, Putin and German Foreign Policy. International Affairs, 21-42.
Habertürk. (2019, 03 23). Habertürk. Habertürk: https://www.haberturk.com/ab-nden-golan-tepeleri-aciklamasi-tanimiyoruz-2411209 adresinden alındı
Morisi, P. (2004). The Role of Christian Democracy in Support of European Integration. Irish Province of the Society of Jesus, 45-53.
Mushaben, J. M. (2017). Wir schaffen das! Angela Merkel and the European Refugee Crisis. German Politics, 516-533.
Müller, D. (2015). Angela Merkel : Short Biography – From a Youth in the GDR to Chancellorship in United Germany.
Oppermann, K. (2012). National Role Conceptions, Domestic Constraints and the New ‘Normalcy’ in German Foreign Policy: the Eurozone Crisis, Libya and Beyond. German Politics, 502-519.
Wahl, A. V. (2011). A ‘women’s revolution from above’? Female leadership, intersectionality, and public policy under the Merkel government. German Politics, 392-409.
Wittneben, B. B. (2011). The Impact of the Fukushima Nuclear Accident on European Energy Policy. Environmental Science & Policy, 1-3.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir